1 MAYIS’A DOĞRU…

İlimizde Sendikal mücadelenin efsanelerinden biri diyebileceğimiz, inatla hiç ödün vermeden mücadelesini bugün dahi hasta yatağından sürdüren Bedriye Yıldızeli ile 1 Mayıs yaklaşırken işçi sınıfının mücadele yöntemlerini, sendikaların duruşunu ve adaletsizliklere..

1 MAYIS’A DOĞRU…
Son Güncelleme: Whatsapp

İlimizde Sendikal mücadelenin efsanelerinden biri diyebileceğimiz, inatla hiç ödün vermeden mücadelesini bugün dahi hasta yatağından sürdüren Bedriye Yıldızeli ile 1 Mayıs yaklaşırken işçi sınıfının mücadele yöntemlerini, sendikaların duruşunu ve adaletsizliklere karşı tavrın ne olması gerektiğini konuştuk…

Hasta olması nedeniyle telefondan yaptığımız söyleşiye ENGELS’in şu sözüyle başlamak istiyorum…

Var olan her şey, yok olmaya mahkumdur.    ENGELS

Türkiye’de İşçi sınıfı sorunlarını çözmede nasıl bir yöntem geliştirmeli, nasıl bir yol izlemelidir?

Bugün işçi sınıfı sorunlarını çözmeye istekli olduğu takdirde bunun doğru yöntemini bulması çok da güç olmayacaktır.

Yeter ki yaşanan sorunları doğru kanallarda tartışmak ve bu konularda ısrarlı olunsun. Yaşanan gerçekler kanıtlamıştır ki işçi sınıfının ve emekçi halkın ekonomik istekleri, tekelci kapitalistlerin izin verdiği sınırları ne zaman aşmışsa tekelci sermayenin çıkarlarını temsil eden hükümetler baskı yoluna başvurmuşlardır. Böyle bir durumun yaşanmaması için her türlü kontrol sistemlerini devreye sokan tekelci burjuvazi sendikaları kontrol altına alarak sömürü ağlarını garanti etmek istemişlerdir. Sendikalar ise kendilerini saran bu gerici politikalara teslim olmadan ne zaman bu sınırları aşmışsa ekonomik ve demokratik haklara kavuşması o derece mümkün olmuştur. Bu iddiaya kanıt olarak bugünkü yaşadıklarımızı gösterebiliriz.

Emekçi sınıfların açlık sınırı altında yaşadığını biliyoruz. İşsizlik öyle boyutlara ulaşmıştır ki 10 milyon insanın üzerinde seyretmektedir. Çoğu üniversite mezunu olmak üzere genç nüfus %70 oranla yurt dışında yaşamını sürdürmek isteğinde olduklarını anketlerden biliyoruz.

Tüm bu ekonomik ve politik sıkıntılara karşın. Sendikalara baktığımızda durum nedir?

Kapitalistlerin hükümetinin sendikalara koymuş olduğu sınırları aşmaya çalışmak bir yana konfor alanlarının dışına çıkmayı reddetmektedirler.

Unutmayalım egemen sınıfların ve onları temsil eden hükümetler demokratik değildir. Egemen ideoloji ise siyaseten egemen sınıfların ideolojisidir. Sendikalar sınıf mücadelesinin eksenine çıktığı zaman kendi niyetleri dışında egemenlere hizmet ederler. Sendikaların demokratik ve ekonomik olarak çözmesi gereken kamusallık, sınıf mücadelesi, laiklik gibi kavramları önlerine koyup hayata geçirmek gibi bir politikaları olmalıdır. Bu kavramların dışında kimlik problemlerini öne çıkartan sendikalar sınıf mücadelesi yerine egemen sınıfların toplumu kimlikler üzerinden ayrıştırma medeniyetleri karşı karşıya getirme ve onları çatıştırma politikalarına hizmet ederler. Bilineni yeniden tekrarlayalım; hiç kimse kamusallıktan pay almadan mutlu olarak görülmez. Hiç kimsenin, kamusal özgürlük olmadan özgür olduğu söylenemez. Ve hiç kimse kamusal iktidara katılmaksızın ve orada söz sahibi olmaksızın (sözün, yetkinin, kararın alınmasında) mutlu ya da özgür olamaz. Sözün kısası alınan kararlarda kendini ifade etme, tartışmalara ve karar süreçlerine katılma işçilerin kendilerine ait değil de yalnızca “temsilcilerin” karar aldığı bir sendikal hareket elbette başarıya ulaşma şansını kaybetmiştir.

Yukarıda anlattıklarınızı dikkate aldığımızda ne yazık ki Türkiye sendikal hareketinde bu yöntem yerine sadece işçileri temsilen karar alma ve alınan kararı hayata geçirme anlayışı egemendir sonucu çıkıyor değil mi?

Bu sütunlarda sendikalara ilişkin yazdıklarımız gerek sendikacı çevrelerce gerekse sendika üyeleri tarafından dikkatle izlenildiğini biliyoruz. Konuyu fazla dağıtmadan bir okuyucumuzun telefonla bizi arayarak yaşadığı bir sorunu anlatmamızı istemesine yer vereceğiz. Eski bir belediye emekçisi olan arkadaşımız yaşadığı sorun şöyle; Çalıştığı belediyeden emekli olan arkadaşımız 657 sayılı yasaya bağlı çalıştığı için aynı iş kolunda çalışan bir arkadaşıyla birlikte emekli olmuştur. 25 yıllık emeğinin karşılığında 20 bin TL gibi komik bir ücret alır. Oysa arkadaşı 90 bin TL almıştır. Arkadaşımız bu adil olmayan işlemi mahkemeye taşımaya karar verir. Tanıdığı bir avukat ile görüşür konuyu. Avukatın önerisi üzerine iki üniversite hocasından bu konu ile ilgili olmak üzere görüş alır. Ayrı ayrı iki üniversiteden aldığı görüş birbirini desteklemektedir. Bu iki olumlu görüşle tekrar avukata gider arkadaşımız. Avukat tamam der ancak davayı bağlı bulunduğun sendikanın açması gerekir diyerek arkadaşı sendikası ile görüşmesi için gönderir. Çünkü dava AİHM’e açılacaktır. Dava konusu ise aynı iş kolunda çalışmaya karşın eşitsiz ücret ile ilgilidir. Ve bu dava sonucunda en azından bu tür eşitsizliklerin kaldırılması için bir örnek oluşturulmak istenmiştir. Yani egemen sınıfların sendikalara çizdiği sınırları aşmaya çalışmaktadır arkadaşımız. Hem avukattan aldığı öneriler hem de öğretim üyelerinden aldığı görüşlerle sendikasına telefon eder ve durumu anlatır. Fiilen görüşmeye farklı ilde olduğu için gidememiştir. O dönemin sendika yönetimi arkadaşı dinlemek yerine işimiz var diyerek telefonu kapatır. Bu anlatılanlardan yola çıkarak sendikaların kendi gerçekliğinden nasıl koptuğunu somut bir örnek ile göstermeye çalıştık. Bize göre bu gerçeklikten kopuşun nedeni sözün, yetkinin, kararın emekçiler yerine bir avuç elit “temsilci” de olmasından kaynaklanmaktadır.

Son olarak ekleyeceğiniz bir şeyler var mı?

Yaşadığımız mekanı ilgilendirmesinden kaynaklı başka bir konuya da değinmek istiyorum.

Sık sık AKP’nin kamu kurumlarını yandaşlarına peşkeş çektiğini biliyoruz. Bu konuda en çok eleştirilen şey bunca işsizliğe rağmen 3-5 yerden birden maaş alan insanların toplumda ne kadar yük olduklarıdır. İşsizliğin bu denli yüksek olduğunu bilmeyen yoktur. Bu anlayışı teşhir etmek elbette devrimci bir görevdir. Yalnız burada bir paradoks var. İzmit Belediyesi’nde buna benzer bir durumun olduğunu da biliyoruz. İşsizlikten intiharların yaşandığı bir ülkede emekli olup bir maaş da belediyeden almak elbette ki ahlaklı bir durum değildir.

Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batırmalıyız.  Kendimize batırmalıyız diyorum çünkü bu belediye (İzmit) için ben de oy verdim. Milyonlarca işsizin olduğu bir ülkede bir yandan emekli maaşı alıp diğer yandan belediyeden de maaş almak acaba ne kadar etiktir?

Herhangi bir özel yeteneği olmamasına karşın bu şekilde insan tahsis etmek diğer yandan işsizlerden açlıktan bahsetmek ne kadar dürüst bir tavırdır? Umarım İzmit Belediyesi sesimizi duyarak bu çifte maaş alan insan tahsisine son verir.

İŞÇİLER SENDİKA YÖNETİMİNE!

YORUMLAR (1)

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.