Önümüze konan seçeneklere mecbur muyuz? 

Önümüze konan seçeneklere mecbur muyuz? 

“Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir.  İlkinde trajedi, ikincisinde salt güldürü olarak” der Marx. Türkiye bugün yine tanıdık bir eşikten geçiyor. Tanıdık bir eşik diyoruz çünkü hafızasını kaybeden her toplumun geçmek zorunda olduğu bir eşiktir bu. Eminiz ki Marx, bize benzeyen toplulukları görse sözünü tekzip eder ve “tarih toplumlar hafızasını kazanana kadar sürekli yinelenir” derdi. Hafıza kaybının tahribatı olarak ise ülkece 20 yıl öncesinden tanıdık bir dost ile bu hafta tekrar karşılaştık. Bu dostun adı daha da yoksullaştığımızı, alım gücümüzün değerinin düştüğünü gösteren ‘Enflasyon’. 
TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye’de ürünlere bir yıl içinde %69.97, ENAG verilerine göre ise %156 zam geldi. Bu verilere göre Türkiye dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 6.ülke ve biz bu enflasyon düzeyini en son 20 yıl önce gördük. Keza bu listenin ilk beşindeki ülkelerden biri savaşın hâlâ devam ettiği Suriye. Tüm bunlar demek oluyor ki 20 yıl öncesi kadar yoksuluz. Dünya 20 yıl kadar ilerledi biz ise sadece suni bir ilerleme yaşadık ve olduğumuz yere geri döndük. Hatta daha da kötü durumda olduğumuz söylenebilir. 
Serbest piyasa sisteminin laf cambazlarına bakmayın, onların teorilerine göre Türkiye’de talepler düşerse fiyatlar da azalacaktı. Ancak her alanda talepler düşmesine rağmen yine de her şeye gün geçtikçe zam gelmeye devam ediyor. Sadece bu ay kiralara %34, kuru soğana %69, domatese %42, marula %45 zam geldi. Bu liberal laf cambazları önceden “şunu yemeyin, bunu yemeyin” diyordu; hadi domates yemeyelim, marul yemeyelim evde de oturmayalım mı? Bir sorunun çözümü olarak o ürünü yememek o ürünü kullanmamak olan sistemi bugün bize dünyanın en iyi sistemi olarak pazarlamaya çalışıyorlar. Dün bu sorunların çözümü olarak Erdoğan’ı kahramanlaştıran ve bizim başımıza saran sistem bugün yine yaşadığımız sorunların çözümü olarak  ikinci bir Erdoğan vakası olacak olan İmamoğlu’nu bize pazarlamaya çalışıyor. Keza İmamoğlu da Erdoğan’ın adımlarını takip etmeye dünden hazır. Şimdiden aday sürecinde çıktığı programda ağzına geleni saydığı, Gezi’ye kara leke çalan, solun tüm değerlerini hiçe sayan Nagehan Alçı’yla ülke turnelerine çıkıyor. Bu durumu eleştiren seçmenlerine ise “vız gelir tırıs gidersiniz, bizi eleştiren AKP’nin ekmeğine yağ sürer, akıllı olun” diyor. Yani daha şimdiden eleştiri kaldıramamaya başladı onu eleştirenlere akıllı olun diyerek ayar vermeye çalışıyor.
Diğer yandan, bugünlerde herkes mafya değil mi zaten? Örneğin Ümit Özdağ. Öyle bir siyasetsizlik örneği sunuyor ki bizlere. Fonladığı “Sessiz İstila” belgeselinde dahi 2011’den önce Türkiye muhteşem bir ülkeymiş, hiç sorunumuz yokmuş gibi gösteriyor. Ortadoğu’daki Amerikan emperyalizmini hiçe sayıp, 2011 öncesi tüm siyasi felaketleri boşverip tüm suçu mültecilere yüklüyor. Bu apaçık siyaset bilmemezliktir. 2011 öncesinde Türkiye’yi iyi görmek ve göstermek AKP’yi meşrulaştırmaktan öteye gidemez. 
Yine Ümit Özdağ’ın kendisi 70’lerin mafyatik karakterlerine benzemektedir. Yani yazımızın en başında söylediğimiz gibi tarih yine yineleniyor; başımıza bir yandan ikinci bir Erdoğan olacak olan İmamoğlu’nu diğer yandan 70’lerin mafyavari tiplerinden olan Özdağ’ı karşımıza koyuyor. 
Peki biz bu iki seçeneğe veya tarihin bizim önümüze koyduğu bu iki figüre mecbur muyuz? Elbette hayır. Çünkü bizim tarihimiz sadece mafyalardan veya halk düşmanlarından ibaret değildir. Her şeyden önce tarihimiz Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan gibi, tam bağımsız Türkiye uğruna canını veren gençlerin kanıyla bezelidir. Bu yönüyle eğer bizler tekerrür edecek karakterler olarak ortaya bu üç fidan gibi cesur ve tam bağımsızlık aşkıyla mücadele eden gençleri çıkartabilirsek, tarihin tekerrür etmesi bizi geriye değil ileriye taşıyacaktır. 
Şimdi tarihi kontrol etme zamanıdır. Şimdi içimizden yeni Denizler, Yusuflar, Hüseyinler çıkarma zamandır. Tarih gözlerimizin önünde akıp gidiyor. Zaman sadece Erdoğan’ı yollamak değil Erdoğan’ı ve Kemalist, liberal, muhafazakar yeni Erdoğanları ortaya çıkaran sistemi yıkma zamanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.