EMEKÇİ HALK KENDİ ANAYASASINI YAPMAK ZORUNDA

Türkiye siyaseti sürekli yeni bir konuyla karşımıza geliyor ve hemen hemen hepsinde halkın konuya yaklaşım biçiminin kendi isteği üzerine belli bir doğrultuda olmasını istiyor.Bu kez anayasa tartışmalarını karşımızda görüyoruz ve..

EMEKÇİ HALK KENDİ ANAYASASINI YAPMAK ZORUNDA
Son Güncelleme: Whatsapp


Türkiye siyaseti sürekli yeni bir konuyla karşımıza geliyor ve hemen hemen hepsinde halkın konuya yaklaşım biçiminin kendi isteği üzerine belli bir doğrultuda olmasını istiyor.
Bu kez anayasa tartışmalarını karşımızda görüyoruz ve daha önce karşılaştığımız gibi tamamen yapay bir gündem olmamakla beraber, tartışman yönünü sınıflar mücadelesi ekseninde belirlememiz gerekiyor.
Anayasalar; bir toplumdaki hâkim yönetici sınıfın oluşturduğu, bu hakimiyetin sürmesine olanak sağlayacak şekilde içeriğinin yazıldığı metinlerdir. Aslında o dönemki sınıf mücadelelerinin bulunduğu nokta da yönetici sınıfın o metinde vereceği tavizleri belirler diye de ekleyebiliriz.
AKP’nin işin bu tarafıyla ilişkisi çok net. 1980 ve sonrasında artan neoliberal politikalar, örgütlü işçilerin mücadelesindeki gerilemeyle beraber kendisine daha da alan açma uğraşında.
Tartışmaların merkezinde olan “1921’e dönüş” ve “Yeniden Kuruluş” gibi lafların işaret ettiği yer, Türkiye’nin, yapılmak istenen yeni anayasada laik olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı oluyor.
Gerçekten Türkiye’nin -kâğıt üzerinde de olsa- laik olmaması, bu alan açma meselesinde patronlara kolaylıklar sağlayacak. Bu yüzden onlar da bu tartışmaya ortadan katılacaklardır muhtemelen.
Laiklik, Türkiye’de halkın yaşam tarzının, eğitim müfredatının, hukukun vb. şekillenmesinde önemli role sahip. Bunun yanı sıra sömürünün kolaylaşması ve bununla birlikte gelen sadaka kültürünün yayılması, laikliğin ortadan kalktığı, dini referansların kendisine daha net şekilde yer bulduğu bir ülkede daha kolay hale gelecektir.
Konunun bir diğer tarafı da gayet çarpıcı. Geçen hafta ana muhalefet lideri, terörist ilan edilen Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini kendince savunduğunu sanarken şunları söylemişti: “Bu çocuklara terörist diyorlar. Suç… Bir kişinin terörist sayılabilmesi için mahkeme kararı lazım.”
Buradan anlıyoruz ki anayasa tartışmalarına soru işaretiyle yaklaşmak dahi çok tehlikelidir. Çünkü en rezil iftiraları bile mahkeme kararıyla onaylayabilecek bir muhalefet varken, anayasaya sokulan iğrenç maddelerle hangi kabulleri yapabileceklerinin sınırını bilmiyoruz. Bu nedenle yeni anayasa diye yükselen seslere çok sert tepki verilmelidir.
Peki, bununla sınırlı kalmalı mı? Yani yeni anayasa engellendiğinde iş bitmiş olacak mı? Tabi ki hayır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yazılmış her anayasa, yazının başlarında bahsettiğimiz konu doğrultusunda bir sınıf tarafından yazılmıştır ve o anayasalar hep burjuva sınıfının metinleridir. Halkın örgütlülüğüne bağlı olarak işçiler değişik kazanımlar elde etseler de o kazanımların düzen tarafından verilmesinin sebebi, yine kendi iktidarlarının devamının sağlanması olmuştur.
Geçen haftalarda Türkiye’de ve özel olarak Kocaeli’de çok konuşulan iki haber gördük. Birincisi Kocaeli Üniversitesi’nin AKP’li rektörünün oğlu Taha Hülagü’nün hukuksuz bir şekilde önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde ardından Cumhurbaşkanlığı’nda bir göreve getirilmesi. Diğeri ise CHP Kartepe Belediye Meclisi Üyesi Tugay Adak’ın, parti çalışması sırasında kaza geçirmesi ve görme yeteneğini kaybetmesi sonrasında yaşadığı maddi zorlukların söylentilere göre partisi tarafından görmezden gelinmesi ve ölüme itilmesi.
İki haberden ortak olarak çıkaracağımız sonuç, düzen partilerinin yapacağı anayasaya da yansıyacaktır aslında. Bir tarafta ülkenin kaymağını yiyen ve bunu yasa falan umursamadan yapanlar. Diğer tarafta partisi için samimi bir şekilde çalışan ve bunun uğruna bedel ödeyen ama kendisine sırt çevrilen birileri. Gericiere ve patronlara sonsuz kredisi olan CHP, emekçi halktan bir gence sahip çıkmaz durumdadır. Bu bile işçi sınıfına kurtuluş yolunu gösteren bir hadisedir.
Emekçi halkın tek çıkar yolu kendi anayasasını yapmaktır. O anayasada Taha Hülagü ve onun gibiler bu mevkilere gelemeyecekler, Tugay Adak gibilerse ölüme terk edilmeyeceklerdir. Bunun için örgütlü bir halk gereklidir. O örgütlülük yeni anayasa yapmadan önce dahi mevcut olanı denetleme yeteneğine kavuşur. Yani yarını kurmanın yanında bugünü kurtarmak  için de örgütlülük şarttır.
Bu yolda ilerlerken önümüzde iyi bir kılavuz ve başlangıç noktası bulunuyor aslında. TKP’nin 2007 yılında yayınladığı, sosyalist bir Türkiye’de yapılacak bir anayasanın taslağı bize yol gösterici olabilir. Toplumcu Anayasa ismi verilen bu çalışmanın linkini hemen aşağıda paylaşıyorum ve Kocaeli’de yapılan ulaşım zammı hala gündemdeyken Toplumcu Anayasa’nın 93. maddesini yazının sonuna eklemeyi uygun buldum.
Madde 93- Kent içi ulaşım, toplu taşımacılığa dayanan bedelsiz bir kamu hizmeti olarak düzenlenir. Kent içi ve kentler arası ulaşımda karayollarının ağırlığı azaltılarak daha güvenli, rahat ve verimli ulaşım biçimleri yaygınlaştırılır.
 
Toplumcu Anayasa: https://www.tkp.org.tr/tr/temel-metinler/toplumcu-anayasa

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.