Suriye’deki füzelere adını yazdırma yarışına giren partilerin üyeleri de IŞİD petrollerini KOÇlara peşkeş çeken iktidar da samimiyetsizdir.

İktidar, tarih boyunca korumanın elde etmekten çok daha zor ve önemli olduğu bir kavram olmuştur. Bu durumun sonucu olarak da tarih “iktidar nasıl korunur” başlıklı teorilerle dolmuştur. Henüz antik çağda başlamıştır bu kavga. Platon “iktidarı korumak için halka yalan söylemek meşrudur” demiş bu meşruiyetin adını da “Üç Cevher Yasası” koyarak, kutlu bir iktidarı koruma mücadelesini başlatmıştır. Daha sonraları Batı’da Bizans, Doğu’da Muaviye çıkmıştır sahneye. İktidarlarını korumak adına yönetme gücünü tanrıdan aldıklarını iddia etmiş ve devleti kutsallaştırmışlardır. Bunun sonucu olarak artık devlete karşı çıkmak tahmin edileceği gibi tanrıya karşı çıkmakla eşdeğer olmuştur. Bazen de hiç bu önlemlere gerek kalmamış iktidar kendini korumak için ufak önlemler alsa da onun iktidarda kalmasını sağlayan en büyük güç ona muhalefet edenler olmuştur. 
Bu hikâyeler ve alıntılar çeşitlenebilir ancak gördüğünüz gibi hikayeler pek tanıdık çünkü neticede mevcut iktidar tarihte iktidarı korumak için her yolu meşru görenlerin ayak izlerini takip ediyor. Bir korku iklimi yaratıyor mesela. Bu korku iklimini yaratılması içinse her şeyden önce bir zemin gerekli. Öyle bir zemin kurmalı ki kimse cezanın kesildiği tarafın yanında olmamalı. Öyle bir zemin gerekli ki toplumun tüm hizipleri bu cezayı eleştirirken bile “ama” kullanarak içten içe haklı görmeli. Bugün Türkiye’de ceza kesilen taraflardan başkası sesini doğru dürüst çıkarmıyorsa sebep AKP’nin yarattığı bu zemindir. Bu zeminin en gerekli hammaddesi ise bellidir; Ceza kesilecek tarafı itibarsızlaştırmak. 
Mevcut iktidar nasıl ki zamanında HDP’yi kapatabilme gücüne sahip olmasına rağmen oyun içinde tutup, sonra belediye başkanlarını tek tek evlerinden aldırıp onlara verilen cezayı halka onaylattıysa, bugün de HDP’ye verilen cezaya yeterince ses çıkarmayan hatta içten içe cezayı haklı gören CHP’ye cezayı kesiyor. Hem de İmamoğlu’nun en çok eleştirildiği ve gündemden düşmeye başladığı dönemde. Yani zeminin ceza kesilecek tarafı zayıflattığı dönemde. Kısacası iktidar bugün Canan Kaftancıoğlu’na cezayı kesmeden önce yine öyle başarılı bir zemin hazırladı ki CHP dışında buna ses çıkartanların cümleleri hep AMA’lı oldu. CHP’nin ise buna vereceği yanıt aslında ilk günden çok belliydi. Çünkü o da tarihin izlerini takip ediyor ancak ona tarihte düşen pay iktidar olup onu korumak değil zavallı bir şekilde iktidar olanın iktidar sürekliliğini sağlamaya çalışmaktır. 
Tüm düzen muhalefetinin oynadığı rol öyle büyüktür ki AKP bugün neredeyse iktidarını korumak adına kolunu bile kıpırdatmamaktadır. Bugün mevcut iktidarın en zayıf karnı ekonomiyken enflasyon oranı %156’lara dayanmış, marketlerde peynirler küçük gramajlı paketlerle satılmaya başlanmış, kiralar insanların belini bükerken, altılı masa ve faşizmin yeni yükselen yıldızı Zafer Partisi’nin gündem politikası ekonomi üzerinden AKP’yi vurmak yerine göçmenlerdir. Hem de düzen muhalefeti göçmen politikasını öyle harika ele alıyor ki(!), politikalarına göre göçmenler sanki 2011’de gökten zembille Türkiye’ye düşmüşlerdir. 
Bahsettikleri göçmen politikalarında göçmenlere sebebiyet veren, Ortadoğu’yu yıllardır kan gölüne çeviren ABD emperyalizmine dair tek sözleri yoktur mesela. Bu da yetmezmiş gibi mültecileri “göndereceğiz” sözlerinden öteye de gidememekte oldukları gibi Avrupa Geri Kabul anlaşmasına dair de tek sözleri yoktur. Çünkü düzen muhalefeti bugün iktidarı almak için AKP’den daha NATO’cu AKP’den daha çok ABD ve AB’cidir. Düzen muhalefeti bugün KOÇ grubu bir yılda %278 büyüme açıklarken, patronlar her geçen gün daha da zenginleşirken, buna karşın zamlar halkın belini bükerken konuyu eğip büküp farklı noktalara getirerek AKP’nin iktidarını daha da güçlendiriyor. Bu, toplamda bir siyasetsizlik örneğidir. 
Bugün Türkiye’de iktidarını korumaya çalışan bir iktidar yoktur. İktidara gelmemek adına cebelleşen ve her geçen gün Türkiye’nin daha da karanlığa sürüklenmesinde AKP kadar katkısı olan bir düzen muhalefeti vardır. Kurtuluş reçetesi ise bellidir. Her şeyden önce yaşadığımız ekonomik kriz patronların değil bizim krizimizdir çünkü onların keyfi yerindedir. Öte yandan göçmenler zembille değil Amerika ve AB’nin iki yüzlü politikaları sonucunda bu topraklardadır. Göçmen politikası emperyalizm hesaba katılmadan izlenemez ve göçmenler gönderilsin demekle de yetinilemez. Önce Amerika’ya ve onun yarattığı vahşetlere sonra da bu vahşetlere katılan AKP iktidarına ve bu vahşetleri mecliste evet oyu vererek onaylayan muhalefet partilerinden hesap sorulmalıdır. 
Bir yıl önce Suriye’deki füzelere adını yazdırma yarışına giren partilerin üyeleri de IŞİD petrollerini KOÇlara peşkeş çeken iktidar da samimiyetsizdir. Bugün göçmen meselesinde karşı olacak iki yapı vardır. Birincisi sadece kanımızı emen patronlar ikincisi kanımızı emmekle doymayıp bir de savaş çıkartan emperyalist patronlar. Savaşlar bitirilmeden savaşların nedenlerinin üzerine gitmeden yapılan her yorum havada kalır. Mücadele ve çözüm yolu NATO’yu selamlamaktan değil yapmacı, emperyalist ülkeden def etmekten geçer!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.