HER YER DİRENİŞ HER YER BOĞAZİÇİ

   “Ülke faşizmin kuşatması altında ise tüm demokratik güçler birleşmelidir.” Mahir ÇAYAN     Aristoteles (MÖ. 384-322) zamanında olaylar tartışılırken daha iyi anlaşılabilmesi için dört adet yöntem önermiştir. 1- Maddi neden:..

HER YER DİRENİŞ HER YER BOĞAZİÇİ
Son Güncelleme: Whatsapp


   “Ülke faşizmin kuşatması altında ise tüm demokratik güçler birleşmelidir.”

Mahir ÇAYAN    

Aristoteles (MÖ. 384-322) zamanında olaylar tartışılırken daha iyi anlaşılabilmesi için dört adet yöntem önermiştir.

1- Maddi neden: bu, bir şeyin neyden oluştuğunu açıklar.

2- Biçimsel neden: Bu, bir şeyin hangi biçimi aldığını açıklar.

3- Etkili neden: bir şeyin nasıl bir süreçte varlık kazandığını açıklar.

4- Nihai neden: bir şeyin hangi amaca hizmet ettiğini açıklar.

Şimdi biz de bu bakış açısını takip ederek son dönemde yaşanan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başlatmış olduğu ve toplumun tümü tarafından sempati ile karşılanan eylemleri değerlendirelim.

Bu değerlendirmeyi de yukarıdaki dört başlığı baz alarak ve Bedriye Yıldızeli’ne bir kaç soru sorarak yapalım diye düşündüm.. 

BOYUN EĞMEYECEĞİZ, AŞAĞI BAKMAYACAĞIZ

Sence Olayların maddi temeli nasıl oluştu, bu konudaki gözlemlerin nelerdir?

Üniversiteleri sadece okuma-yazma yeri olarak gören anlayışın nasıl tökezlediğini; toplumun büyük çoğunluğu tarafından AKP’nin ve tek adam rejiminin nasıl duvara tosladığını hepimiz görmekteyiz ve izlemekteyiz.

Faşizmin izinden yürümenin nasıl aşağılık bir yöntem olduğunu gerek üniversite öğrencilerini gerek yoksulluk, işsizlik ve açlık çeken halk tarafından ortaya konulmuştur. Ancak tek adam yönetimi zorla yol almaya devam etmektedir. Oysa demokrasi bir yaşam biçimi olduğu kadar sadece kitabi bir mesele değildir. Aksine bir deneyim ve alışkanlıktır. Bunu deneyerek, uygulayarak ve alışarak öğrenirsiniz. Çünkü bu gençler geleceğin Türkiye’sinin umududur. Gençlere kıymayın efendiler. Demokrasiyi istemenin ve deneyimlemenin bir suç olduğu ancak faşizmin egemen olduğu ülkelerde uygulanır.

Buna örnek; Nazi Almanya’sı, Mussolini İtalya’sı, Franco İspanya’sıdır. 

Boğaziçi eylemlerine biçimsel açıdan bakınca ne görüyorsun, sana neyi çağrıştırıyor?     

Önce öğrencilerin taleplerini dinlemek, haklı olabileceklerini düşünmek, kayyum atamanın ne kadar aşağılık bir şey olduğunu hem yerel yönetimlerde hem de üniversitede nasıl bir zarara yol açtığını görmek yerine, öğrencileri kriminalize ederek kara propagandanın aleti haline getirmek Nazi Almanya’sının temel taktiğidir. Muktedirin öğrencileri elinde hiçbir kanıt olmadan (mahkeme kararı) terörist ilan etmek gibi yine yandaş medyanın devreye sokulması ile birlikte kutsala hakaret etmekle suçlamak ya da LGBTİ+ bireylerini ‘sapkın’ veya terör örgütü üyeliği gibi ipe sapa gelmez karalama kampanyasını başlatmak hiçbir demokratik ülkede olabilecek olaylar değildir. 

HAYAT BİZİM ÜLKE BİZİM DİRENECEĞİZ

Boğaziçi eylemlerini etkileri açısından tartışmak gerekirse, etkileri ne oldu, muhalefet partileri ve demokrasi güçleri buradan bir mesaj aldı mı? 

1 ayı aşkın süredir devam eden Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başlatmış olduğu haklı direniş toplumun emekçi kesimleri tarafından sempati ile karşılanmıştır. Yandaş medyanın üstünü örtmek istediği ülke gündemini değiştirmek için yapay gündemler başlatmasına öğrencilerin ve halkın tepkisi sert olmuştur. 
  HAK VERİLMEZ, ALINIR!
  Yıllardır kamu çalışanlarının haklı mücadelesi ile hayatımıza giren hak verilmez alınır sloganını tüm ezilenler bir kez daha diktatörlük heveslilerine hatırlatma ihtiyacı duymuştur. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin haklı talepleri milyonların kalbinde yer etmiştir. Diktatörlük heveslisi olanların ve bu diktatörlük heveslilerine yağ çeken medyanın gerçekleri gizleme taktikleri boşa çıkartılmıştır. Yine Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başlatmış oldukları eylem muhalefet partilerini kendi aralarında ortak bir mücadele stratejisi oluşmasında rol oynamıştır. Buradan yola çıkarak muhafelet partileri neler yapabilecekleri konusunda diyaloglar kurmaya başlamışlardır. 

KAHROLSUN İSTİKDAT YAŞASIN HÜRRİYET

Nihai amaç açısından bakarsak Boğaziçi eylemleri amacına ulaştı mı, neyi gösterdi topluma?
Nihai olarak ülkenin artık bu deli gömleğini çıkartıp atması gerektiği, tüm emekçi kesimler tarafından kabul edilmiştir. Ufukta bir erken seçimin olduğunu kabul etmek durumundayız. Bu yöntemle ne kadar baskı yaparsanız yapın ne kadar göz altı uygularsanız uygulayın kurtulamazsınız. Bu işten kurtulmanın temel yolu sandığı ortaya koymaktır. Bir eylemin doğruluğunu ya da yanlışlığını eylemin sonuçlarına bakarak anlarız. Bu eylemin (Boğaziçi) sonuçları halka umut aşılamıştır. Öğrencilerin başlatmış olduğu bu eylem geniş halk kitleleri tarafından benimsenerek bir değişimi zorlamaktadır. Yani iyi sonuçlar doğuruyorsa o doğru bir eylemdir. Buradan hareketle bir ayı aşkın süren eylemler halk tarafından benimsenerek ülke satında geniş destek bulmuştur. Öğrencilerin talepleri içselleştirilmiş yerine getirilmesi için gerek sokaklarda gerek ev balkonlarında gerekse tencere tava çalınarak muktedire hatırlatılmıştır. Ayrıca bu eylemin en önemli yanı muhalif güçleri birleştirerek demokratik talepleri öne çıkartarak diktatörlük taleplerini yerle bir etmiştir. Artık ülke insanları eskisi gibi yönetilmek istememektedir. Zaten muktedir de eskisi gibi yönetememektedir. Kayyum atamalarının halkın tercihini nasıl yok saydığını belediyelerden tanımaktayız. Kayyumlar aracılığı ile halkın paraları kayyumcuların lüksüne harcandığını bilmekteyiz. 
Kendini “büyük” sanan küçük adam artık yolun sonuna gelmiştir. İşler yürütülemeyecek noktadadır. Boğaziçi öğrencilerinin talepleri başta olmak üzere kayyumla yönetmenin acısını en çok çeken Kürt halkının kayyuma karşı verdikleri mücadeleyi halk desteklemektedir.

Halk kazanacak kayyum kaybedecek. Söz yetki karar halka!

Bugün ilginç bir olay oldu muhalefet partileri demokrasi talepleri doğrultusunda birbirlerini ziyarette bulundular. Ziyaretleri sonrasında ortak basın açıklaması yapıyorlardı. Ve biz de oradan neler konuşulduğunu öğrenmiş oluyorduk.

HDP’de bu amaçla CHP’yi ziyaret etti ancak tüm parti ziyaretlerinden sonra liderlerin birlikte ortak açıklama yaptığını gördük ama bu ziyarette böyle olmadı, Kılıçdaroğlu ve CHP’li yetkililer açılamada bulunmadılar neden?

İçeride ne konuştular bilmiyoruz. İçeride konuşulanları basın açıklamasında öğrenecektik. Büyük bir nezaketsizlik mi desek yoksa korku mu? Hangisi daha uygun düşer bilmiyorum. Görüşmelerden sonra yapılan basın açıklamasında CHP yetkilileri yoktu. HDP eşbaşkanları tek başlarına açıklama yaptılar. Meclisin 3. büyük partisi olan HDP yine meclisin 2. büyük partisi olan CHP ile ne görüştü tabii ki merak konusu.

Sadece HDP  eşbaşkanlarının açıklamalarından öğrendiğimiz bir demokrasi cephesi önerisini biliyoruz. Demokrasi cephesi önerisine CHP’nin ne dediğini bilmiyoruz tabii.

CHP’lilerin HDP ile görünmek istememesinin altında ne yatıyor ?

şimdi merak edilen budur. Sosyal medyada çok tartışılmaya başlandı. Kimisi CHP’nin muktedire selam çaktığını söylediği gibi yine bazı paylaşımlar CHP’nin muktedirden korkarak demokrası güçleri ile yan yana gelmeyi tercih etmediğini yazdılar.

Şimdilik bu konuyu bir nezaketsizlik olarak değerlendirerek başka bir zaman tartışmaya ve olayların perde arkasını öğrendikten sonra yazmaya bırakacağım. Demokrasi kazanacak zorbalar yenilecek.

Bedriye Yıldızeli ile Boğaziçi eylemleri hakkında bunları konuştuk, elbette konuşulacak daha çok şey var ama şunu görüyoruz ki baskı tüm toplumun tahammül sınırlarını aşmış durumda, ancak iktidarın çok ciddi bir hazırlığı olduğunu, toplumu tamamen kutuplaştırıp düşmanlaştırdığını hiç bir zaman göz ardı etmemek gerek.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.