Bora Gezmiş kardeşini anlattı: Onlar sadece Deniz’i değil, Türkiye’nin geleceğini astılar

Bora Gezmiş kardeşini anlattı: Onlar sadece Deniz’i değil, Türkiye’nin geleceğini astılar

Deniz Gezmiş’in abisi Bora Gezmiş, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilişlerinin üzerinden 50 yıl sonra “Onlar sadece Deniz’i değil Türkiye’nin geleceğini astılar” diye konuştu.

GERÇEK GÜNDEM / FİLİZ GAZİ

Türkiye’de devrimci ve sosyalist hareketin en önemli isimleri arasında yer alan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 12 Mart Muhtırası sonrası idam edilişlerinin üzerinden 50 yıl geçti. 

Gezmiş, Mayıs 1968’de 6. Filo’ya karşı yapılan antiemperyalist protesto eylemlerinin ve Haziran 1968’de öğrenci hakları için gerçekleştirilen İstanbul Üniversitesi amfi işgallerinin sembol isimlerinden biriydi. Devrimci öğrenci liderlerinden biri olan Gezmiş, 16 Mart 1971’de “kır gerillası” eylemlerini başlatmak üzere yola çıktığı Yusuf Aslan ile birlikte Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalandı. 9 Ekim 1971’de ise Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ile birlikte idama mahkûm edildi. 

Deniz Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de “Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm- Leninizmin yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler!” sözleriyle idam sehpasını tekmelediğinde 25 yaşındaydı.

Deniz Gezmiş’in abisi Bora Gezmiş’le Denizlerin idamını, Deniz Gezmiş’i ve şimdinin Türkiye’sinin politik atmosferini konuştuk. 

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edildiği 6 Mayıs 1972’nin yıldönümü olan için bugün için ne hissediyorsunuz?

Biz artık 6 Mayıslarda yas tutmayı kaldırdık. Yas günü olarak düşünmüyoruz. Daha çok o gençlerin mücadelesini anlatıp, mücadelelerine katkı sunan bir gün olarak düşünüyoruz. Açıkça söyleyeyim, her 6 Mayıs’ta içimizdeki kin daha da artıyor. 50 sene geçmesine rağmen kabul edeceğimiz bir şey değil. Bugün onların yaptıklarına ufacık bir katkı sunabiliyorsak mutlu oluyoruz. 

Devlet erkanından sizi arayan oluyor mu?

Yok, hayır olmadı. Sessiz kalıyorlar sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi. Onlar bizi zaten ilgilendirmiyor, halkın ilgisi daha da artıyor. Önemli olan da bu.

Deniz Gezmiş’in politik bilinci ne zaman başladı? 

O zaman Üsküdar’da oturuyorduk. 17 yaşında Üsküdar Türkiye İşçi Partisi Gençlik Kolları’na üye oldu. O zamanı hatırlayın, ilk defa sosyalist parti parlamentoya girdi. Seçim sistemi de ona uygundu, şimdiki gibi değildi. Sonra üniversite öğrencilerinin sorunları için İstanbul Üniversitesi işgaline başladılar. İşgal etmenin pek faydalı bir şey olduğunu düşünmüyorlar ki bu sefer de kitlesel eylemlere başlıyorlar. 

‘ESKİ TÜFEKLER’ GENÇLERDEN KORKTULAR

Yaşça büyük liderleri, saygı duydukları, yol yöntem danıştıkları kimseler var mıydı?

Asıl problem ‘eski tüfek’ dediğimiz koministler maalesef kendi aralarındaki çekişmeleri bu gençlere de intikal ettirdiler. Kendi aralarında farklı fikirlerde gruplaştılar. 

Kim bu eski tüfekler?

Mihri Belli olsun, Behice Boran… Türkiye İşçi Partisi gençlerden korktu. Gençlerin yaptıklarından dolayı partimizi kapatırlar diye korktular. Sonra Kürt raporu diye bir rapor yayınladılar. Kürt raporu nasıl yayınlarsın diye 12 Mart darbesinden sonra parti kapatıldı.

Sonra gençler partiden ayrıldı mı?

Evet hatta yeni bir parti kuralım dediler. Mihri Belli’ye sen başımıza geç dediler. O da korktu. Ondan sonra Mahirler şehir gerillası, Denizler kır gerillası yapacağız dediler. Gençlerin isteğini Mihri Belli kabul etseydi, tarih değişir miydi? Bilemiyorum. 

Yusuf’u, Hüseyin’i tanır mıydınız?

Tanımazdım çünkü onlar Ankara’da ODTÜ’dendi. İstanbul’daki tüm arkadaşlarını tanırdım. En yakın arkadaşlarından biri Cihan Alptekin’di. Onu tanırdım. 

AMERİKA TÜRKİYE’DEN ELİNİ HİÇ ÇEKMEDİ

20’li yaşlarında idam edilen ve bugün halen konuştuğumuz bu insanlar nasıl bir araya gelebildiler?

O zaman dünyada 68 rüzgârı vardı. Bir taraftan Amerika’nın Vietnam’a yaptığı korkunç şeyler yaşanıyordu. Türkiye’de ise 103 tane Amerikan üssü bulunuyordu. O dönemki gençler kendileri için ‘İkinci Kurtuluş savaşçılarıyız’ derlerdi. Banka soydular denir ama Deniz’in cebinden 10 lira para çıkmıştı. Her kuruşuna kadar mücadele için harcandı. Karşılarında devlet, o zamanki sağcı örgütler Amerika’nın CIA gücü vardı. Her şey koordineli yapıldı.

ABD askerlerinin, devrimci gençler tarafından Dolmabahçe’de denize döküldüğü 6. Filo protestosunda Deniz Gezmiş ve arkadaşları da vardı. Şimdi de benzer bir şeyle mücadele ediyor olabilir miyiz?

Amerika hiçbir zaman Türkiye’den elini çekmemiştir. Geçenlerde Ethem Sancak, ‘Bizi Amerika kurdu’ demedi mi? Hem de has adamı, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nı verdiği kişi dedi bunu. 

6. Filo, 68’in en önemli olayıdır. O günle ilgili şöyle bir şey anlatayım size. Protestodan sonra Deniz arkadaşı Mustafa İlker Gürkan’la beraber Çiçek Pasajı’nda bira içmeye gidiyor. Mustafa, Deniz’in Mustafa Kemal’in fotoğrafına bakarak “Mustafa Kemal bizimle gurur duyardı” diye anlatır. 

Deniz ve arkadaşlarına halkın desteği olduğu çokça söylenir, anlatılır… 

Karşısında olanların da onu takdir ettiğini bilirim. Hatta her yerde bir efsanesini duyarım. Bora abi diyor, Deniz Alanya’ya geldiğinde anneannem ona çorba yapmış. Halbuki Deniz Alanya’ya hiç gitmedi. Antep’te İşçi Partisi için seçim çalışması yapıyorlar. Orda bir kadın toplantıyı dinliyor dinliyor sonra da ‘Siz bir şey yapamazsınız’ diyor. Niye yapamayalım diyorlar. Deniz’in parkası kurşun işlemiyor, Deniz’in bir adımı on adım diyor. Bu tür hikâyeleri her yerden duyuyorum.

ÜÇ MEZAR BOŞLUĞU BIRAKACAKSINIZ DEDİLER

İdam haberini nasıl aldınız?

Hiç unutmuyorum, cuma günü babamla Ankarada’ydık. Mamak’a gittik. Sayım var dediler, ayrıca banyo yapacaklar, yarın gelin dediler. Ulus’ta bir hotelde kalıyoruz. Sabaha karşı herhalde gece 3- 3:30’du aşağıdan telefon ettiler. Polisler geldi, aşağıda bekliyorlar deyince biz anladık. İndiğimizde Denizler için Karşıyaka Mezarlığı’nda dediler. Sokağa çıkma yasağı olduğu için polis arabasıyla gittik. O zaman Karşıyaka dağın başı. Bizim gitmemiz zaten mümkün değildi. Mezarlığa gittik. Hazırlığı yapmışlardı zaten, mezarlığı kazmışlardı. Çok acele ediyorlardı. Bir an evvel her şeyi tamamlamak istiyorlardı. 

O an nasıl götüreceğiz, nasıl alacağız, ne yapacağız diye düşünüyorduk. Başka hiçbir şey düşünemiyorsun. Zaten soruyorlar, ne yapacaksınız? Götüreceğiz dedik. Yarım saat içinde araba getirin dediler. Yarım saat içinde araba gelmesi mümkün değil. Cenaze taksiyle götürülmez. Ona uygun bir şey bulacaksınız değil mi… Vasiyeti var mı diye sorduk. Hayır, yok dediler. Halbuki varmış. Ankara’da, arkadaşıdır o da, sırtından vuruldu Taylan Özgür… Vasiyetinde onun yanına, Cebeci’de gömün diyor. Mektubundan öğrendik bunları. Ben çok uğraştım ama karşı çıktılar. Ben ve üç tane baba, bir de Yusuf’un eniştesi. Yüzlerce askere karşı biz beş kişiyiz.

Babalar nasıl götürelim dediler. Biri Yozgat’a gidecek, öteki İstanbul’a. Baktık olacak gibi değil. Buraya gömelim dedik. Bu sefer de araya üçer tane mezar koyacaksınız, boş bırakacaksınız dediler. Yan yana olursa anma yeri olur, insanlar gelir diye…

Niye acele ediyorlardı?

Nurhak’da Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan öldürülmüş. Mahir Çayan ve arkadaşları ise Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilmemesi için Ünye Radar Üssünde çalışan üç teknisyeni kaçırdıkları Tokat Kızıldere’deler. Denizler’in idamını dünyaya duyurmak için Türk Hava Yolları’nın bir uçağı Sofya’ya kaçırılmış. Jandarma genel komutanı Kemalettin Eken kaçırılmaya çalışılmış. Hızlı davranırsak tüm bu olaylar durur zannettiler. 

İdamlarında yanlarında avukatları Mükerrem Erdoğan ve Halit Çelenk vardı. Ertesi gün saat 13:00’e kadar TRT’de ‘ayakları titriyorlardı’ diye yayınlar yapıldı. Avukatlar noterden protesto etti, yalanladı. Yayın değiştirildi. Halit Bey’ler zabıt tuttular, zabıtı da değiştirmeye çalıştılar. Direndiler, zabıt yeniden yazıldı. İdam belgesini imzalamayız dediler. Mecbur kaldılar sonunda. Aciz göstermek için yapmadıklarını bırakmadılar. Halit Çelenk, “İdam Gecesi Anıları” kitabında tüm bunları anlatır.

ONLAR İÇİN OKUMAK PRESTİJDİ 

Deniz Gezmiş’in ailesi ile ilişkisi nasıldı? O yıllar içinde görüşebiliyor muydunuz?

Deniz, son 3-4 senedir eve gelmezdi. Yurtta kalırdı. Arkadaşları geleceği zaman 7-8 kişi birden gelirdi. Yemek yerlerdi, sonra dönerlerdi. Birkaç defa eve gidiş gelişlerde sağcılarla olaylar olmuş, o yüzden gelmeyi kesmişlerdi. Biz elimizden geldiği kadar, şu okulu bitir, ondan sonra avukat olursun, daha iyi mücadele edersin dedik ama tercih etmedi. O dönem solcu öğrencilerden 47 kişi öldü. Gerek sağcılar tarafından gerek kontrgerilla tarafından öldürüldüler. Taylan Özgür’ü İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda arkadan vurularak öldüren kişinin daha sonra yurtdışına gönderildiği bilinir. 

O günleri yaşamış biri olarak bugünün siyasal iklimini nasıl görüyorsunuz?

O günler gibi çatışma yok ama ama aynı yönetim, idare bugün halen var. 12 Eylül’de 47 tane fraksiyon vardı. Türkiye’de solun ana liderlerini öldürdüler. Hep söylüyorum. Onlar sadece bizim kardeşimizi öldürmediler, Türkiye’nin de geleceğini öldürdüler. 

Çocuklar deniliyor ama onların okuduğu kitabı şimdi AK Parti’nin tamamı okumamıştır. Yalnız okuma da değil okuduklarını da karşılıklı kantinlerde, bir araya geldiklerinde tartışarak özümsediler. Onlarda okuma bir prestijdi. Kitap okumamış kişi onların arasına giremezdi. 

18 KİŞİ İLE DEVRİM OLMAYACAĞINI BİLİYORLARDI

Deniz Gezmiş neler okurdu?

Şiir de okurdu, edebiyat da… Ahmet Arif’i çok severdi. Bir mektubunda Ekonomi okuyorum diyor, bitirirsem, vaktim kalırsa Fizik de okuyacağım diyor. Böyle biri… Evde yatağı vardı, somya deriz biz. Onun altı kitap doluydu. Deniz ve arkadaşlarının salıverilmesi için 17 Mayıs’ta Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir tarafından İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom kaçırıldığında sokağa çıkma yasağı getirildi. Tek tek evleri aradılar. O zaman sobalı şofbenler vardı, kitapları yakmak zorunda kaldık. Deniz bunu bilmiyordu. Mektubunda kitaplarımı küçük kardeşime, Hamdi’ye verin diye yazmıştı ama kitaplar yoktu zaten, kalmamıştı.

Arkadaşları ile ilişkisi nasıldı? 

Bir tek şey anlatayım size. Cihan, Mahir hapishaneden kaçtığı zaman ‘Cihan dışarıdaysa, bize bir şey olmaz’ diyecek kadar arkadaşına güvenirdi. Düşünebiliyor musunuz? Böyle bir arkadaşlık. 

Yıldız Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) solcu öğrencilerden olan Battal Mehetoğlu, 1969’da okulun önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Üniversitede tarihi bir tüfek var, Deniz onu incelemek için eline alıyor. Fotoğrafçılar da onu çekiyor. O fotoğraf yüzünden mahkeme karşısına çıkmadan 8 ay cezaevinde kaldı. Deniz’i Bursa Cezaevi’ne naklettiler. Deniz’le beraber olmak için Cihan da bir suç işledi, Cihan da Bursa’ya gitti. 

Denizler mahkemede şunu söylediler: ‘Biz 18 kişiyle devrim olmayacağınız biliyoruz. Mahir’in bir sözü vardır: Bir çayırı tutuşturmak için önce ucundan yakmanız lazım.’ Yoldaşlıkları, birbirine güvenleri böyleydi işte. 

BUGÜN MEMLEKET KAÇA BÖLÜNMÜŞ

‘Sadece kardeşimi öldürmediler, Türkiye’nin de geleceğini öldürdüler’ dediniz. Zor bir dönemden geçiyoruz. En son Gezi davası kararında da bunu gördük. Keza HDP siyasetçileri de olmak üzere birçok insan cezaevinde. Darda olan insanlar safları sıklaştırır, daha fazla dayanışma gösterir.

Şu an öyle bir şey yok. Zaten sağ sol diye bir şey kalmadı. Herkes merkez siyasetçi oldu. Siyaset;  dikkat ederseniz, o idare edemiyor, ben gelip idare edeyime döndü. O günlerdeki sivil toplum örgütleri, sendikalar çok güçlüydü. Polislerin bile iki sendikası vardı. TÖS vardı. (Türkiye Öğretmenler Sendikası) Bunlar çok güçlü sendikalardı. Deniz’in arkadaşı söylerdi. Biz 15- 20 bin kişi olmadan sokağa çıkmayız, ayıptır derdi. 

Hangi arkadaşı söylerdi?

Mustafa İlker Gürkan… Böyle söylerlerdi.

Türkiye’de Suruç ve Ankara Katliamı oldu ve pek çok olay… Türkiye halkları şok üstüne şok yaşadı ve insanlar tepki göstermediler. 

Bakın ve bunlar talebeydi ve nüfus bugünün yarısı! Öyle bir bilinçlenme vardı. Yayınlar öyleydi, tiyatro vardı. Devekuşu Kabare vardı. Televizyon kanallarını görüyorsunuz. Zengin çocuk, fakir kız, ağalar, patronlar… Medya zaten böyle çalışıyor. 1960’lı yıllardan bahsediyoruz. Mustafa Kemal’in izleri daha yok olmamış. Bahsettiğimiz gençlerin bir kısmı bürokrat çocuğu, hâkim çocuğu, öğretmen çocuğu… Eve iki üç gazete giriyor. Yoksul çocuklar da var aralarında tabi… İçlerinde Ermeni de var, Kürt de, Yahudi de, Kıbrıslı da… Kimseye senin mezhebin, etnik kökenin nedir diye sorulmazdı. Ayıptı! Bugün memleket kaça bölünmüş vaziyette… 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.