BU SÜREÇ AKP’NİN AKLI DEĞİL!BU BİR İNTİKAM POLİTİKASI

Yüksel Direnişçisi Acun Karadağ:BU SÜREÇ AKP’NİN AKLI DEĞİL!BU BİR İNTİKAM POLİTİKASI  ÖFG TV’nin 110. Bölümünde, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, KHK’lı öğretmen ve Yüksel Direnişçisi Acun Karadağ’ı konuk etti.Gergerlioğlu programa,..

BU SÜREÇ AKP’NİN AKLI DEĞİL!BU BİR İNTİKAM POLİTİKASI
Son Güncelleme: Whatsapp

Yüksel Direnişçisi Acun Karadağ:BU SÜREÇ AKP’NİN AKLI DEĞİL!BU BİR İNTİKAM POLİTİKASI 

ÖFG TV’nin 110. Bölümünde, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, KHK’lı öğretmen ve Yüksel Direnişçisi Acun Karadağ’ı konuk etti.Gergerlioğlu programa, “OHAL Dönemi’nde, siyasi mülteci olarak Yunanistan’a geçmeye çalışan, Avrupa’ya gitmeye çalışan birçok Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı erkek, kadın, çocuk, bebek Meriç sularında, Ege sularında maalesef hayatını kaybetti. Türkiye’deki baskıcı ortamdan kaçmaya, uzaklaşmaya çalışıyorlardı” diyerek başladı.

GERGERLİOĞLU: NUREFŞAN’IN ANNESİ İLE KONUŞTUM

Gergerlioğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:“Nurefşan Teke, annesi Neslihan Teke ile Meriç’ten Yunanistan tarafına geçerken botun batması sonucu Meriç sularında hayatını kaybetti. 9 yaşındaki bir kız çocuğu suçsuz, günahsız tek derdi babası olan babasını özlemek olan bir kız çocuğu maalesef ki bu insanoğlunun zulümleri altında hayatını kaybediyor. Nurefşan’ın anne ve babası ile konuştum.Nurefşan’ın babası siyasi nedenlerle yurtdışına çıkmak zorunda kalan ve orada hayatını kazanmaya çalışan yurtdışında Afrika ülkelerinde hayatını kazanmaya çalışan bir girişimci. Mısır El Ezher Üniversitesi’nde okuduğu için arapçası çok iyi olan, ingilizcesi de gayet iyi olan ve yurtdışında ticaret ile hayatını kazanmaya çalışıyor. Hakkında açılmış bir davadan dolayı Türkiye’ye dönemiyor. 3 yıl önce eşi Neslihan Teke ve Nurefşan Teke babanın yanına gidiyorlar. Orada bir müddet kaldıktan sonra Türkiye’ye geri dönüyorlar. Türkiye’ye girişlerinde pasaportları alınıyor! Gerekçe? Neslihan hanımda bir suç bulunmuyor! Gerekçe: Şüpheli kişinin eşi olmak!Çaresizlik içinde Türkiye’de bekliyorlar. Bundan 2.5 ay önce, artık Nurefşan babasını çok özlediği için “Anne ne olur babamın yanına gidelim. Bir şekilde çözüm bulalım” diyor ve Meriç’ten çıkmaya çalışıyorlar! Suya kavuşmadan askerler tarafından yakalanıyor ve bu girişimden dolayı mahkemede yurtdışı yasağı ve adli kontrol şartı ile anne serbest bırakılıyor kızı ile beraber. Bunun üzerine tabi aile yine bir çaresizlik ile geri dönüyor!Nurefşan yine babasını çok özlediğini belirterek: “Anne tekrar bir deneme yapalım, belki bu sefer geçeriz.” Diyerek ısrar ediyor. 4 kişi ile Meriç kenarına gelerek bir bota biniyor. Anne oldukça tedirgin oluyor çünkü botun batma ihtimalinin olduğunu tahmin ediyor, anlıyor. Kızı ısrar ediyor: “anne geçeriz bir şey olmaz” diyor. Diğer 2 kişi de yine aynı tedirginliği yaşıyor. Kıyıda bekleyen 1-2 kişi daha var onlar da kendilerine sıranın gelmesini bekliyor. Sonunda 4 kişi bota biniyor, açılıyorlar. Kıyıdan biri “Baba, baba batacaksınız, dikkatli ol” çığlıkları üzerine bottakilerden biri telaşa kapılarak suya atlıyor. Suya atlayınca botun dengesi bozuluyor ve Nurefşan ile annesi de suya düşüyor.Annesi, “Suya düştüğümüzde ben yüzme biliyordum, kızımı tuttum bir müddet ama akıntı vardı ve dayanmak oldukça güçtü. Gece yarısıydı, saat 03:00 civarıydı, hava soğuktu ve çocuğuma nefes al, kendini bırakma, bana sarıl diye seslendim. O sırada herkes bir tarafa sürüklendi. Bir can pazarı yaşandı” diyor. Maalesef büyük gayret sarfetmesine rağmen kızı elinden kayıp gidiyor.

ANNE 3,5 SAAT SOĞUK SUDA KALDI

Kızı elinden kayınca kendisi de bir dal parçasına tutunmuş nehrin ortasında 3.5 saat soğukta suyun içinde kalmış. “Ölümle burun burunaydım. Ölmek üzereydim. Kızım gitti benim yaşamamın ne anlamı var artık. Şu dalı da bırak gitsin diye bir ses içimden sesleniyordu. Öbür taraftan bırakırsam bu intihar anlamına gelir diye bir mücadele yaşıyordum” dedi.Suya düşenlerin biri her nasılsa kıyıya çıkmış. Kendisine bir dal uzatmış ve mucizevi bir şekilde kurtulmuş. Düşünün gece yarısı 03:00’den sabah 5’e-6’ya kadar suyun içinde soğukta. 3.5 saat büyük bir direniş göstermiş ve sonunda hayatını kurtarabilmiş. Öncesinde zaten Meriç kenarına varana kadar kızıyla beraber çok çileli bir yolculuk yaşamış.Sudan çıktıktan sonra perişan bir şekilde kıyı boyunca yürüyorlar. Jandarmaları görüp daha sonra aynı bölgeye tekrar geliyorlar ve kızının cesedini buluyor. O sırada tabi yaşadıklarını anlatması da çok ciğer parçalayan anlar. Belki ölmemiştir, belki yaşıyordur, dualar ederek suyun içinde aramaya çalışmış ve cesedi ile karşılaşmış ve sonrasında Edirne’den İstanbul’a kadar saatlerce kucağında kızının cesedini taşıyarak dönmüş.Bütün bunları çok büyük bir üzüntü ile anlattı, gerçekten yürek parçalayıcı anlardı benim için. Bütün bunlar ona pasaportun zulmen, hukuksuz bir şekilde verilmemesi nedeniyle arkadaşlar. Zulmen, hukuksuzca, masumiyet karinesi ayaklar altına alınarak: “Senin eşin yurtdışında. Biz sana pasaport vermeyiz.” Ne demek bu? Hangi kitapta yazıyor? Hangi Anayasa’da var?Edirne Savcılığı’nın açıklamasında Neslihan Teke’nin arama, yakalaması yok deniliyordu ama bir nokta eksik bırakılmıştı! Neslihan Teke’ye verilen hukuk dışı, yakınından dolayı verilen bu cezadan bahsedilmiyordu. Neslihan Teke’nin niye pasaportu alınmıştı? Niye yurtdışı yasağı verilmişti? Ne olmuştu da bu insana böyle bir ceza verilmişti? Bütün bunlardan bahsedilmiyordu ve anne buna oldukça tepkiliydi.

MERİÇ VE EGEDE 31 TC VATANDAŞI BOĞULDU

Ben sözü çok uzatmak istemiyorum söylenecek çok şey yok! OHAL Dönemi’nde benim şahsi tespitim, taramam, araştırmam sonucu 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Meriç ve Ege sularında siyasi nedenlerle karşıya geçmeye çalışırken hayatını kaybetti! Bunların 14’ü 0-6 yaş arası çocuklardı, bebeklerdi!Düşünün hiçbir şeyden haberi olmayan suçsuz, günahsız çocuklar, bebekler bu zulmün kurbanı oldular maalesef! Bu konu ile ilgili takibimizi sürdüreceğiz. Biz bir milletvekili olarak bu hukuksuz pasaport gaspları konusunda İçişleri Bakanlığı’na çok baskı yaptık! Bir müddet sonra bazı gevşemeler olsa da bu arada çok kişinin canı yandı. Halen de yakınından dolayı pasaportu gasp edilen çok insan var. İnsanlar çaresizce bu yolları deniyor. Bu yollar da canlara mal oluyor maalesef. Bu da OHAL dönemi zulümlerinden en vicdan sızlatanlarından birisi maalesef.Bakın bunlar kader değil! Bir hukuksuzluk sonucu bu insanlar hayatlarını kaybediyor! Bir hukuksuzluk sonucu işlerini kaybediyor insanlar! Bir hukuksuzluk sonucu cezaevlerine giriyorlar, hayatları darmadağın!

ACUN KARADAĞ: SONUÇ ALACAĞIZOHAL Dönemi’nin bir başka kurbanı ve direnişçisi Acun Karadağ hocamız bugün misafirimiz. Kendisi ile Yüksel Direnişi’ni, hakkındaki yargı kararlarını, gözaltı sürecini, tutuklanmasını, cezaevinde yaşadıklarını konuşacağız. Kamuoyunun hak arama bilinci konusunda da önemli bir direnişçi olan Acun Karadağ hocamızın mesajlarına ihtiyacı var. Ömer Faruk Gergerlioğlu: Acun Karadağ hocam bir Yüksel Direnişçisi olarak sesinizi kısmaya çalıştılar. Sizi darp ettiler, gözaltına aldılar, tutukladılar, cezaevlerine attılar, zaten işinizden atmışlardı. Cezaevine giriş sürecinizin anlatır mısınız?Acun Karadağ: öncelikle ÖFG TV’yi ve yaptığınız birçok işi çok değerli, kıymetli bulduğumu söylemek isterim. Yani birçok milletvekili var, halk için gerçekten adaletsizlikleri duyurmak adına hareket eden iki elin parmakları sayısı kadar vekilimiz var. Bu açıdan teşekkürlerimi iletiyorum sizlere. Elinize, emeğinize sağlık. Sonuç alacağınıza eminim çünkü hareket eden herkes yaptığı işin bir yerde bittiğini ve onun bir değişime yol açacağını bilir, bende biliyorum. Bir sonuç alacağız!Öncelikle Yüksel Direnişi’nden biraz bahsetmek isterim. 15 Temmuz’dan sonra OHAL ilan edilmiş, KHK ile ihraçlar başlamışı. Bir gece, listelere yazılmış binlerce insan hiçbir yargı kararı olmadan, hiçbir soruşturma yapılmadan sadece iktidarın kanaati ile işinden edilmişti. Darbe girişiminde hiçbir şekilde yer almayan insanlar bir gecede işinden oldular. O güne kadar emek verip okudukları okullar, ailelerinin emeği, çalıştıkları süre dikkate alınmadan işten atıldılar. Ben de onlardan biriyim. 14 Kasım 2016’da, “İşimi geri istiyorum. İşimi, öğrencilerimi, ekmeğimi geri istiyorum” diyerek eyleme başladım. Benden birkaç gün önce Nuriye Gülmen de Yüksel Caddesi’nde “İşimi geri istiyorum” Eylemine başlamıştı. Bu süreç böyle başladı. O süreçte çok korkutulduk. 30 günlük gözaltıların olduğu, tutuklanabileceğimiz tehdidi, sürekli kulağımıza fısıldandı.“Yapmayın, etmeyin. OHAL sürecidir, bakın çok korkunç bir dönem” denildi ama gerçekten samimiyetle söylüyorum direnmekten başka hiçbir şeye gelmedi aklıma. Okulun önüne oturup ‘İşimi geri isteyeceğim.’ dedim ve öyle de başladım. Zamanla Yüksel Direnişi büyüdü, başka direnişçiler de eyleme katıldılar. Kamuoyu da biliyordur açlık grevi süreci yaşandı, Nuriye-Semih süreci yaşandı. Hem onların yaşamları için hem de ‘İşimizi geri istiyoruz’ talebini yürütebilmek için uzun süre polis şiddetine ve sık sık gözaltılara maruz kaldık. Yüksel Direnişçileri bugüne kadar toplamda binlerce kez gözaltına alındı. Bir kişi için söylersek 600-700’ü bulan gözaltılar yaşandı ve bunların hepsinde de şiddet, işkence, darp gördük. Kimyasal gazlara maruz kaldık, plastik mermiler üzerimize boca edildi, ters kelepçeler ile gözaltı arabalarına bindirildik, hatta gözaltı arabasının içine gaz sıkarak bizi boğmak istediler.

SARI SENDİKALAR GİBİ YAPMADIK!

Perihan Bulat, bilirsiniz 76 yaşındaydı. biz 4 kadına Toma ile su sıkan emniyet mensuplarından biri onu yere atarak suratını tanınmaz hale getirdi, rahmetle anıyorum kendisini buradan da. kol kırıldı, kaburgalar kırıldı, şiddete maruz kaldık ama vazgeçmedik! Aslında Yüksel Direnişçileri’nin tutuklanmasının temel nedeni budur! Hani sarı sendikalar gibi bir kez basın açıklaması yapıp; “Yapmış olduk. Gelenek yerine gelsin. Biz de direnişte görünelim.” hesabı yapmadan, gerçekten gövdemizi ortaya koyarak, hayatımızı ortaya koyarak yapılan bir hukuksuzluğu dile getirdik.

2012’DE DUYDUK; BİNLERCE ÇALIŞAN ATILACAK!

“KHK’lar iptal edilsin.” dedik. Bu çok önemli bir slogandı. Çünkü bu iktidara karşı, AKP’ye karşı bir siyaset gütmenin çok ötesinde bir şeydi aslında sistemin iş güvencesine büyük bir saldırısına karşı söylenmiş bir sözdü. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bağlıyız ve kanun çok açıktır. Hakkında yargı kararı olmadan, savunma hakkı verilmeden ve bu yargı kesinleşmeden hiçbir memurun memuriyet hayatına son verilemez. 2012’de kamudan birçok, binlerce insanın atılacağını biz duymuştuk! İktidar bunu dillendirmişti, bu iş güvencesine bir saldırıydı; nitekim kendilerinin de söylediği gibi darbe girişimi onlar için “Allah’ın bir lütfu” oldu. Çok önceden fişledikleri ve listelere aldıkları memurları rahatlıkla işten attılar ve buna ses çıkarmamamızı beklediler! Bu hukuksuzluk asla kabul edilemezdi. Yüzlerce yıl önce yapıldığı gibi; padişahın bir kararı ile kelle alınmasının, insanların mesleğinden atılmasını kabul etmedik. Modern bir dünyada yaşıyoruz, kurallar, kaideler ve binlerce yıldır süregelen kazanılmış insan hakları ve işçi hakları var. Bunların bir anda iktidar eli ile yok edilmesine tahammül edemezdik, ses çıkarmadan duramazdık. Biz böyle tutuklandık, böyle gözaltına alındık. Baktılar ki 4 yıldır devam eden Yüksel Direnişi susmayacak ve başka direnişlerle de bir araya geliyor. Sürekli tehdit edildik, tutuklama tehdidi ile sürekli karşı karşıyaydık aslında. Hakkımda örgüt üyeliğinden açılan 4 davanın 2’nden beraat ettim, ikisi devam etmekte ve bir tanesi bu dava ile birleştirildi. 2915 sayılı Kanuna Muhalefet üzerinden açılan onlarca dava vardı. Polise mukavemet ya da gösteri ve yürüyüş kanunlarına muhalefetten açılan davalardan beraat ettik. İşimizi geri istiyoruz diyen insanların suç işlemediğine yargı kanaat getirdi. Bu nedenle direnişi sabote etmek, direnişi terörize etmek ve örgüt üyeliği manipülasyonu ile direnmemizi engellemek için düzenlenmiş bir kumpasın kurbanıyız aslında.

POLİSLER TERÖRİST OLMADIĞIMI BİLİYORDU!

İçişleri Bakanlığı’nın vasıtasıyla, 13 Ağustos 2020’de bir sabah vakti Ankara Siyasi Şube polisleri tarafından evim basıldı. Kapı çalındı ve gözaltı arama kararı ile geldiklerini söylediler. Evimde bir arama yapıldı, çok ciddiyetsiz bir aramaydı. Buna bir örnek vermek isterim. Gardırobun üstünde içi tıklım tıklım dolu bir bavul vardı, her şeyin içine baktılar o bavulu yukarıdan indiremediler. Denediler indiremeyince bırakıp gittiler. Hiç içini açma gereği bile duymadılar! Düşünün eğer ben gerçekten onların iddia ettikleri gibi silahlı terör örgütüne üye olmuş olsaydım; o bavulu ne yapar ne eder içini açarlardı. Onları da söyledim nasıl bıraktınız bu bavulu içi silah dolu olabilir, tıklım tıklım dolu ağır bir bavul. Gülümsediler çıktılar çünkü çok rahattılar. Onları koruyanlar vardı çünkü bu bir kumpastı. Bu çok açıktı. Gözaltına alındıktan sonra Ankara Siyasi Şube’ye getirildik.

FAHRETTİN KOCA, “DIŞARI ÇIKMAYIN” DEDİ, DİRENİŞE GİTMEDİM

Nazan Bozkurt, Alev Şahin, Mehmet Dersulu, Mahmut Konuk ve direnişe destek veren bir işçi Armağan Özbaş da bizimle birlikte gözaltındaydı. 9 gün gözaltında kaldık. Şunu da söylemek isterim. 4 kronik hastalığım var, kalbimde pil var, tansiyon, astım, Ankilozan Spondilit hastasıyım. Bunların hepsi gerçekten insanın yaşam kalitesini düşüren, zaten yaşamını zorlukla devam etmesine yol açan hastalıklar. Kaldı ki pandemi sürecinde Fahrettin Koca: “Dışarı çıkmayın.” Dediğinde Mart ayında hiç dışarı çıkmadım, direnişe gitmedim. Temmuz ayında artık dışarı çıkabilirsiniz dediği sürece kadar hep evde oturdum. Kızım baktı, alışverişimi o yaptı. Bunlara rağmen, bunu bildikleri halde; o pandemi riskine rağmen beni gözaltına aldılar. Çok kirli, pis, hijyen koşullarının hiç olmadığı bir nezarethanede tutuldum. 9 günlük gözaltı boyunca hijyen açısından ne bir paspas yapıldı kaldığım hücreye ne süpürüldü. 9 gün sonra savcılığa çıkarıldık.Savcılık sorgusu gerçekten skandal denilebilecek bir fezleke üzerinden yapıldı. Fezlekedeki sorgular söyle başlıyordu: “Üyesi olduğunuz silahlı terör örgütü içinde göreviniz nedir?” gibi başlıyordu. Bütün sorular ‘Üyesi olduğunuz’ şeklinde başlıyordu. Şimdi savcı da bunu polislere sormamış. ‘üyesi olduğunuz..’ diye kesin bir kanaat ile soru mu sorulur? Siz yargı mısınız? Nereden karar verdiniz? Madem o kadar eminsiniz örgüt üyesi olduğuna bizi niye araya soktunuz yargıyı niye kullanıyorsunuz? Kendiniz karar verin canınızın istediğine terörist deyin, canınızın istediğini yargılayın” dememiş de, o fezleke üzerinden sorgulama yaptı.HAKİM POLİSTEN KORKUYORDU!İkinci bir skandal savcının tavrıydı. Soru sormadı, sürekli bir yargıda bulundu. “Şöyle yapmışsın, böyle yapmışsın.” Bize bir savunma hakkı tanımadı gerçekten ve savcı sorgunun bir yerinde bizimle pazarlık yapmaya kalktı. “Ben bunu sildirdim tutanaktan, siz de bunu yazdırmayın” gibi pazarlık içine girdi. Mahkemedeki hakim gerçekten içler acısıydı tavrı. Aciz, siyasi polisin karşısında korku içinde ona böyle karar verdirmişler, onu yapmış. Kanaatimiz budur çünkü ona da kanıt olarak şunu gösterebiliriz. Hiç göz teması kurmadan bir mahkeme yapıldı. Hakim gözümüzün içine bakmadı sürekli yere baktı ve kanunen yapması gereken şuydu: Tutuklama kararını yüzümüze okumak zorundaydı mahkeme önünde. Bizi mahkemeye çağırmadı, biz dışarıda beklerken kararı siyasi polislerin eline tutuşturdu, onlar da avukatlarımıza verdiler ve karar yüzümüze okunmadan tutuklandığımızı öğrendik.20 Ağustos 2020’de tutuklandık. Sincan 3 No’lu L Tipi Hapishanesi’ne getirildik. Başka bir hapishane gördüğüm için Kayseri Hapishanesi’nde sonradan kaldığım için 2 hapishaneyi de karşılaştırma imkanım oldu. Aynı Adalet Bakanlığı’nın farklı 2 hapishanesinde çok farklı uygulamalar vardı. Sincan Hapishanesi’nde girişte çıplak aramaya maruz kaldım ve birçok sözel tehdit ile de karşılaştım. Dilekçelerimiz dikkate alınmadığı da çok oldu. Çok keyfi davranışlar ve gardiyanın eline terkedildiğiniz bir hapishane orası. Aynı uygulamalarla mesela Kayseri Hapishanesi’nde karşılaşmadık, bırakın çıplak aramayı üstümüzde bizi soymadan bir arama yapıldı. Düşündük dedik ki: Evet pilot hapishaneler var, Sincan Hapishanesi pilot uygulamaları yapıyorlar, orada başlayan birçok şey sonradan diğer hapishanelere de sirayet edecektir. Birçok hak ihlali ile karşılaştık.Ömer Faruk Gergerlioğlu: Nurefşan’ın dramı ile ilgili size sormak isterim. OHAL’de KHK’lıların yaşadığı çok önemli sıkıntılardan, dramlardan birisiydi bu! Yorumlarınız nelerdir bu olay hakkında?

BU BİR İNTİKAM POLİTİKASI

Acun Karadağ: Meriç’te boğulanlar, Meriç’ten karşıya geçip kalp krizi geçirip sürece dayanamayıp ölenler. Biz bunları birkaç kez metro eylemleri ile seslerini duyurmaya çalıştık. ‘KHK’lar öldürüyor’ video çekip paylaşmıştık sosyal medyada. İnsanın içi acıyor gerçekten ve bir anne olarak düşünüyorum. Nurefşan’ın annesinin yaşadıklarını; korkunç geliyor gerçekten ateş düştüğü yeri yakar.Şöyle bir örnek vermek isterim. Annem vefat etmeden önce birçok cenazeye katıldım, başsağlığı diledim, çok üzüldüm, çok ağladım Ölüm karşısında nasıl bir acı yaşandığını anladığımı zannediyordum ama annem öldüğünde onları aslında hiç anlayamadığımı anladım. Çünkü gerçekten ateş düştüğü yeri yakıyormuş. Onların hissettiği acılar ile bizim acılarımız aynı değil! Ancak bunu gerçekten yaşayanlar bilir.Bu bir intikam politikası, iktidar üyelerinin bu yaşanan acılar karşısında içlerinin bir an olsun küçük bir nebze olsun, kıpırdamadığı çok net. Eğer biraz rahatsız olsalardı farklı uygulamalar yaparlardı. Onun için vicdan dediğimiz şey iyi insanların hasletidir. Ancak iyi insanlar vicdanen rahatsız olabilirler. Ben iktidar mensuplarının hiçbirinde bu vicdanın olmadığını düşünüyorum. Vicdan insanın cehennemidir aslında. Yani yaptığı hatada insan kendi cehenneminde kendisini yargılayarak günahlarından ancak arınabilir ama vicdanı olmayan insan suç işlemeye devam eder.

BU SÜREÇ AKP’NİN AKLI DEĞİL!

Bunları bir suç olarak görüyorum, iktidarın bir suçudur. Bu süreç konusunda yargılanma ihtimallerinin de olmadığını düşünüyorum çünkü bu küçük bir partinin, AKP’nin aklı değildir. bu bir sistem meselesidir aslında. İşçi grevleri, yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar dillendirilmesin, söylenmesin başka yerlerde ve insanlar bir araya gelmesin, örgütlenemesinler diye bir baskı ortamı yapmak zorundalar ve yapay düşmanlar yaratmak zorundalar. 15 Temmuz darbe girişimi ile beraber bir düşman yarattılar zaten. İşte cemaat mensuplarını hedef göstererek “bunun sorumlusu onlardır” dediler.

DÜŞMAN YARATMADAN TOPLUM PARÇALANAMAZ!

O yüzden bir okulda ders veren belki darbe olduğunda henüz okuldan çıkmış evine giden bir öğretmeni darbe ile ilişkilendirdiler, hiç silah kullanmamış, eline silah almamış insanları terörist ilan ettiler. Bu hedef göstermeydi çünkü geçmişte faşizmin olduğu ülkelerde de gördük, düşman yaratılmadan toplum parçalanamaz. Şimdi Kürtleri hedef göstererek onları düşman ilan ederek yine o düşmanlık üzerinden seçimlerde oy almayı ve yine iktidarda kalmayı hesaplıyorlar. Yaptıkları haksızlıklarının hepsini bu düşman üzerine atıyorlar. Onlar yüzünden oldu diyorlar. Oysa yoksulluğun, açlığın, işsizliğin, pandemide hayatını kaybeden insanların sorumlusu onların hedef gösterdiği insanlar değildi. Hiçbir zaman da öyle olmadı.Bu suçlarının üstünü örtmek için birilerini hedef göstermek zorundaydılar ve kurbanlar vermek zorundaydılar. O kurbanlardan biri de Nurefşan’dı. Biz bu süreçte çok kurban edilen, katledilen insanlar ile karşılaştık. Adil yargılanma hakkı talep eden insanların ölüm oruçlarında göz göre göre öldüklerini gördük. Bu tutuklandığım davada Mustafa Koçak’ın ailesine başsağlığı dilediğim için suçlu ilan edilmek istendim. Buradan yine söylüyorum; Ben Mustafa Koçak’ı tanımam, Nurefşan’ı, ailesini, bugüne kadar kaybettiğimiz hiçbir KHK’lı ya da KHK’lı olmasa bile hayatını kaybetmiş insanları tanımıyorum. Sadece onların sosyal medyadan yaşadıkları dramı biliyorum. Hepsinin sesi oluyorum.Benim savunduğum şey: İnsanlığın bugüne kadar tırnağı ile, canı ile, dişi ile kazandığı insan haklarının ve hukukun korunması adına yaptığım şeylerdir. Biz bir talebi seslendiriyoruz ve bir gün herkesin ihtiyacı olacak adaleti savunmaya çalışıyoruz. O yüzden hedefteki tanımadığımız insanların da sesi oluyoruz. Bir aileye başsağlığı dilemek, her ne olursa olsun; çocuğu ne yüzünden ölmüş olursa olsun bir aileye başsağlığı dilemek suç sayılamaz. Bunun suçmuş gibi gösterilmesinin tek nedeni birliği bozma, bir arada olmayı ve birbirimizin sesi olmayı engellemek. Bizi korkutarak “Aman bunu dillendirmeyeyim bana Fetö’cü derler, aman bunu dillendirmeyeyim bana DHKP-C’li derler, aman bunu dillendirmeyeyim bana PKK’li derler.” Bu korku ile insanları sindirme ve bu haksızlıkların dile getirilmesini engellemek istiyorlar. Elbette ki tehditlere, korkutmalara rağmen sessiz kalmayacağız.

BEN SUSARSAM YARIN DA BAŞKASI BENİM İÇİN SUSAR

Bütün haksızlığa uğramış insanlara aynı şeyi öğütlüyorum. Zavallı bir hale düşeriz korkularımıza yenik düşersek. Bizi de savunacak kimse kalmaz, bir haksızlık ile karşılaştığımızda. Sesimiz ne kadar çoğalırsa o kadar çoğalırız ve o kadar haksızlıkları dile getirebiliriz. Bugün ben başkası için susarsam yarın da başkası benim için susar. O nedenle eğer geleceğimizi düşünüyorsak, çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak, şu sesimizi her yerde kullanalalım. Herkese sokağa çıksınlar demiyorum, herkese canlarını ortaya koysunlar demiyorum ama hiç olmazsa susmayalım.

ÇIPLAK ARAMAYI HER YERDE ANLATIRIM

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Acun hocam Sincan Cezaevi’nde çıplak aramaya uğradığınızı söylediniz. Bu insanı üzen bir anıdır ama çıplak arama hadisesini anlatmanızı istemeyeceğim. Meclis’te neler yaşadığınızı tüm kamuoyuna anlattım. Bunu yaşayan bir insan olarak neler dersiniz?Acun Karadağ: Şimdi çıplak arama meselesini ben her yerde anlatırım rahatlıkla. İnanın samimiyetle söylüyorum hiç dert etmedim. Yani faşizmi iyi tanıyorum, neler yapabileceğini çok iyi biliyorum. Bana yapılan başkalarının çektiği acılar yanında bir hiç yani! Zorla üstümün aranması, çıplak soyunmam gerçekten hiç dert etmedim. İnsanlar öldüler yani! Onların yanında bunu bir dert olarak görmüyorum ancak şurada vurgulamam gereken bir şey var. Zorla yapılan her şey işkencedir! Hani polislerin bize yaptığı darp ettikleri işte ters kelepçelerle, gazlarla yaptıkları süreçte işkence yapıyorsunuz dediğimizde; “Siz daha işkence görmemişsiniz” demişlerdi.Onlar için işkence elektrik vermek, tırnağını sökmek, dişini sökmek, geçmişte olduğu gibi vücudunu dağlamak, şiş sokmak bir sürü şey geliyor onların aklına ama insanlar şunu bilsinler; isteğimiz dışında tırnağımız kırılsa, saçınızın teli kopsa bunun adı işkencedir. Uluslararası tanımı budur, psikolojik işkence diye bir şey vardır. Benim çok dert etmediğim, bu çıplak arama mevzusu muhafazakar ailelerde yetişmiş ve örtünen insanlar için muazzam bir işkencedir. Onlar bedenlerini annelerine bile göstermekten sakınırlar. Böyle bir kültür ile yetişmişler çünkü. Biz denize de gireriz, hamama da gideriz öyle bir şeyimiz yok ama bu aileler için bu gerçekten bir işkencedir ve özellikle yapılmıştır onları utandırmak adına. Bunun amacı da budur zaten. Kadınları ya da erkekleri utandırmak ve yeniden utanmamak için bir daha hapse düşmeyelim korkusu yaratmak. Aman Allah buraya kimseyi düşürmesin sözünü söyletmek çünkü insan tutuklanmaktan korkarsa dışarıda da bir şey yapmaz! Ne sokağa çıkar, ne sesini bir yerde yükseltir, ne bir slogan atar bu tutuklanma korkusu insanların evde sessiz kalmalarına yol açıyor.Şunu da söylemek istiyorum tutuklanmak son değil. Görüyorsunuz biz de tahliye olduk, yeniden tutuklanabiliriz, 3-5 yıl-10 yıl hapishanede de kalabiliriz. Oralar yaşanmayacak yerler değil. İnsan her şeye alışabiliyor, hapishaneye de alışabilirsiniz ama şuna alışmak mümkün mü; Onursuz bir yaşama, kölece bir yaşama? Tutuklanma korkusu, gözaltına alınma korkusunu artık aşmak zorundayız. İnsandır, insan korkar. Bu insani bir duygudur ama korkuya teslim olmaz insan çünkü daha korkudan daha üstün bir duygusu var. Onurlu, şerefli bir yaşam sürme duygusu. Bu her şeyin önüne geçmelidir.

KENDİ İÇİMİZDE PARÇALANMAYI BIRAKALIM

Herkes yaşadığı koşullarla bilinçlenmiştir. Aynı bilince sahip olmayabilir. Ben herkesten aynı şeyi beklemiyorum. Üzerinde düşünmeliler korkuyu nasıl yenebileceklerini, ne yapabileceklerini düşünmelerini istiyorum. İnsanlara söyleyeceğim budur. Acı yaşayan bu süreçte mağdur edilen, masum, gerçekten haklılığına inanan bütün insanları küçük, büyük ellerinden gözlerinden öpüyorum. Sağlam dursunlar, diz çökmesinler, ayakta dursunlar bu süreç mutlaka geçecek. Birlikte aşacağız bu süreci. Herkes kendi içinde de parçalanmayı bıraksın artık. Şu mahalle, bu mahalle çizgi çekmesin, bunu solcular için de söylüyorum, sağcılar için de söylüyorum. Mahalle demek kesin bir çizgi çizmek demektir, bunu ağızlarına bile almasınlar. Geçmişi ne olursa olsun, bugün neler yaptığı önemlidir insanın. Bugün bu zulüm karşısında ne yapıyorsunuz o çok önemli. Gelecekte torunlarınıza anlatacağınız şey bugün yapacağınız şeydir. Onu vurgulamak isterim. Herkesi kucaklıyorum, iyi insanların hepsini. Sizi de ve çevrenizdeki bütün insanları da. Biz kazanacağız.Ömer Faruk Gergerlioğlu: İnşallah hocam biz kazanacağız! Özellikle KHK’lıların dik durması, streslere yenilmemesi lazım.Son 4-5 gün içinde 2 KHK’lı ölümü gerçekleşti, birisi Malatya’da 37 yaşında ailesi tarafından bile dışlanan bir eski polis, çok büyük acılar, sıkıntılar yaşayan Metin Kurak isimli arkadaşımız maalesef taksi şöförlüğü yaparken geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybetti. 2 çocuğu yetim kaldı, eşi ile de konuştum gerçekten çok üzücü, acı maddi ve manevi büyük sıkıntıların olduğu bir hayatı anlattı bana eşi. Bugün de Ankara’da 32 yaşında bir Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sanırım ihraç bir mühendis arkadaşımız yaşadığı streslere dayanamayarak 32 yaşında kalp krizinden hayatını kaybetti. Direnmek gerekiyor, yenilmemek lazım, moral, motivasyonu korumak lazım.Acun Karadağ: Bugün 4 yıldır direnen tutuklu, Yüksel Direnişçileri var Nuriyet Gülmen, Alev Şahin, Mehmet Dersulu ve Nazan Bozkurt. Yüksel Direnişçilerinin dillendirmediği bir tek adaletsizlik konusu kalmadı. Rabia Naz’dan tutun, Çorlu ailelerine kadar, Nadire Kadirova’ya kadar, KHK’lılara kadar dillendirmediği bir tek adaletsizlik kalmadı. Herkes için bedel ödediler, ödemeye devam ediyorlar. O zaman sıra bizde; onları hapishanede bırakmamak ve dışarı çıkartmak zorundayız. Kamuoyu desteğine gitmeliyiz. Herkesin bu konuda yapabileceği bir şey vardır, bunu da söylemek isterim. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.