EĞİTİM-SEN KONGRESİNDE YAŞANAN GELİŞMELER KESK’E Mİ TAŞINIYOR?

      Post-komünizm, kendilerini “komünist” olarak deklare edenlerin komünist doktrini ciddi biçimde toplumsal politika rehberi olarak görmedikleri bir sistem olacaktır.        ZBIGNYEW BRZOZINKI      28-29 Kasım..

EĞİTİM-SEN KONGRESİNDE YAŞANAN GELİŞMELER KESK’E Mİ TAŞINIYOR?
Son Güncelleme: Whatsapp


      Post-komünizm, kendilerini “komünist” olarak deklare edenlerin komünist doktrini ciddi biçimde toplumsal politika rehberi olarak görmedikleri bir sistem olacaktır.        ZBIGNYEW BRZOZINKI

     28-29 Kasım Eğitim-Sen kongresi sonrası (Eğitim-Sen’in en düşük katılımlı kongresi) yaşanan gelişmeler derinleşerek devam edeceğe benziyor. Eğitim-Sen’de yapılan tartışma ve anlaşmazlıkların KESK’e taşınması ne kadar doğrudur ayrı bir mesele.

Ancak sürecin bu yönde işleyeceği kesin gibi. Yaşanan gelişmelerin ışığında Eğitim-Sen’i ve KESK’i, kendi iç tartışmaları ile bir süreç yaşayacağı anlaşılmaktadır.

Geniş bir mücadele sonucunda kurulan bir sendikanın sınıfsal sorunların ağırlaştığı bir dönemde çıkar grup tartışmaları ile gününü geçirmesi emekçi sınıfları açısından oldukça kötü bir durumdur.

En azından Eğitim-Sen’de ciddi bir enerji kaybına yol açacaktır. Özellikle tartışmaların “kimlik” vurgusu üzerinden yapılması sendikanın kamusalcı, laik ve bilimsel eğitim etrafında yaşanan tartışmalar ciddi bir sorun olarak görülmelidir.

Anadilde eğitim, laik ve bilimsellik ile kamuculuk gibi emekçi sınıfların talepleri olan bu tartışmalar her bir kavramın diğer kavramla karşı karşıya getirilmesi en azından emekçi sınıfların talebi değildir.

Bir sendikal hareket açısından teorik ve pratik faliyetlerin “ve tartışmanın” asıl anlamı sendikanın pratik ilerleyişinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması noktasında olmalıdır.

Yani anadilde eğitim de dahil olmak üzere bilimsellik ve kamuculuk acil bir sorun olarak Eğitim-Sen’in önünde çözülmesi gereken bir mücadele hattıdır.

Bu mücadele hattının üzerinden atlayan bir sendikal anlayış, bir tartışma süreci en azından emekçilerin çıkarına olmayan bir olgudur. 
   Bu anlamıyla soruların doğru sorulması, sorular arasındaki nedensellik ilişkisi göz önünde tutulmak durumundadır. Yine sendikaların yürüttüğü ekonomik-demokratik (anadilde eğitim hakkı, kamusalcılık, laiklik ve bilimsellik) temsil ettiği kitlelerin günlük yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik bir mücadele hatı örülmelidir.

Tek cümle ile sınıf mücadelesinin olmazsa olmaz şartını yerine getirmek durumundadırlar. 
   Devletin baskının her alanda arttığı bu koşullar sınıf ve kitle sendikacılığının ne kadar çetin olacağını yaşayarak öğrenmekteyiz. Eğitim-Sen kongresinde yaşanan başka bir tartışma toplumsal hareket sendikacılığı ile sınıf ve kitle sendikacılığı arasında olması aslında tartışmanın ideolojik yönünü de kapsamaktadır.

Toplumsal muhalefet sendikacılığı denen kavram sendikaları sınıf kökünden ayırarak toplumsal olarak adlandırılan bir sivil toplum kuruluşu olarak görme anlayışıdır. Sınıf kavramını kabul etmeyen post-modernist bir anlayışın sendikalara taşınmasıdır.

Yani sendikalara post-modernizmin yansıması olarak görülebilen bu anlayış sınıf hareketi tarafından aşılmalıdır. Bu bağlamda demokratik emek platformunun KESK ve KESK’e üye iş kolları seçimlerine yönelik dağıttığı broşürlerinde toplumsal sendikacılık şöyle tarif edilmektedir; “Temel çelişkinin artık devletli uygarlıklar ile demokratik uygarlıklar arasında olduğu söylenerek sınıf mücadelesinin yerine toplumsal sorunların koyma anlayışıdır.

Sınıfın Marksizm’in reddine dayanan radikal demokrasi (radikal demokrasi burjuva liberallerinin tezidir.) üzerinden post-modernist bir anlayışı savunmaları da önümüzdeki dönemin sendikaları açısından önemli bir tartışma metni olabilir.
  Bu yaklaşım türü tüm mücadeleyi kültür, kimlik eksenine indirgeyerek demokratik uygarlık denen bir tarzın, sınıf mücadelesini yok sayması olarak da anlaşılmalıdır.

Devletin sınıfsal karakterinin reddine dayanan bu anlayış sendikaları sıradan bir sivil toplum kuruluşu olarak da görme anlayışıdır. Tam da bu noktada sınıf kavgasını hem düşünsel hem de örgütsel olarak tasfiye etmenin kapitalist sistemin yeniden restorasyonuna yönelik bir çaba olduğu anlaşılmalıdır.

Oysa KESK ve Eğitim-Sen’in demokratik birikimine sahip çıkılmalıdır. Tüm kesim ve üyelerle her adımda ortak düşünme ortak pratik süreci başlatılmalıdır.

Bu talihsiz tartışmalar, sınıfın çıkarlarını değil dolaylı da olsa sisteme hizmet etmektedir. Yaşanan olumsuz tablo aşılmak zorundadır. En önemli mesele Eğitim-Sen açısından ana dilde eğitim hakkı ve kamusalcılık, laik ve bilimsel eğitim hakkı olmalıdır.

Kamusallık ile laik ve bilimsel eğitimi yine Demokratik Emek Platformu’nun bildirisinde olduğu gibi aşılması gereken bir sorun olduğu ortaya koymak sınıftan kaçmaktır.

Hem KESK’in hem diğer sendikaların bu tür anlayışları aşarak asıl sınıf mücadelesine yönlerini döneceğine umudum tamdır.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.