Acıları eski yılda bırakmak için…


Bir yıl daha geçti. Aslında söylemesi gayet kolay, özellikle küçük rakamları kavramlarla birleştirince önemsizleştirmek daha da bir moda oldu günümüzde. Ne ki 1 hafta, ne ki 1 ay veya 1 yıl. Geçip gider işte hemencecik biter zaman, sayılıdır günler vakitler. Bu yüzden önemsizdir zaman içinde yaşananlar veya sadece o zaman içinde etkili olurlar. 
Belki de bu topraklarda yaşayanlara hiç öğrenemedi zaman içinde kalmayı ve o anı unutmadan dolu dolu yaşamayı. Canı acıdığında sesini çıkarmayı. Nedense biz hep finalleri, sonları kutlarız…onun için de yaşananları pek de hatırlamak istemeyiz. Ne de olsa acıyla yoğrulmuş bir toplumun evlatlarıyız, geçmiş acı verir bize. Onunla kalmak yerine onun bitişini kutlamak daha da rahattır. 
Hak vermek gerekir çünkü gündem her hafta değişiyordur nasıl olsa. Bu hafta olan acı yerini haftaya eskisine bırakır bu defa daha farklı bir şeye üzülürüz öyle bir an olur ki yılın sonuna geldiğimizde akılda sadece üzüntü kalır çünkü unutmuşuzdur en çok neye üzüldüğümüzü veya hatırlamak istemeyiz yılın başında binlercemizin sadece 1100 liraya ücretli izin adı altında işten uzaklaştırıldığını, hatırlamak istemeyiz bizler evden çıkamazken birilerinin kongre salonlarını doldurup halkın canını daha da tehlikeye attığını,  ne de olsa geçmiştir. Ne olmuş ki binlerce işçi aynı fabrikaya virüs döneminde tıkılmışsa veya ne olmuş pandemi döneminde işi, kalabalıkların olduğu alanlarda olan emekçiler, işsiz kalmışsa veya ne olmuş insanlar patates kuyruklarında beklemişse, “yarın ben de işsiz kalabilir miyim?” korkusuyla yaşamışsa…bitmiş gitmiştir işte. Devam ediyordur hayat. Ne de olsa bizi yönetenler şükretmeyi öğretmiştir. Ve bizleri acıya alıştırmıştır. 
Halbuki bir hatırlayabilsek geçmişi, yaşadığımız o bir yıldaki hatta bir aydaki takvimleri, ne de çok şey değişirdi hayatımızda. Zaten değişimleri de o kısa sürede olup biten artık insanları dişine tak ettiren şeyler yaratmamış mıdır? Onlarca yıl monarşi altında ezilen Fransız halkı, küstahça söylenen “Ekmek yoksa, pasta yiyiniz” sözüyle alaşağı etmemiş midir büyük hanedanlığı? Veya Ağustos’ta henüz halkta umut varken 1-2 ay sonra Kornilov olayı ile gelen umutsuzluk, seyrini değiştirmemiş midir en büyük devrimlerden biri olan Ekim’in? 
Devrimler ve umuttur her bir haftanın, her bir günün dâhi değerinin bilinmesini sağlayan. Ve şimdi vakti gelmiştir, kapıyı çalmaktadır artık umut. Çünkü aşmıştır artık hükümet halkın acı eşiğini. 
Halklar çok şey öğrenmiştir bu bir yılın yaşattığı acılardan ve gerçeklerden. Şimdi biliyoruz ki Akp’siz  bir Türkiye yetmeyecek yaşadığımız acıları artık yaşamamak için. Artık eski bir dost olan devrime hazırlanmak ve onu iyi bir şekilde karşılamak önemlidir. Yeni yılda Filistin halkını özgür, Küba halkını ablukasız, dünyayı kapitalizm ve faşizmsiz ve son olarak da Türkiye’yi sosyalist bir cumhuriyet olarak görmek umuduyla. 
Umut ve devrim kapıdadır onu güzel karşılayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir