GÜN MÜCADELE GÜNÜDÜR


                                “Birilerinin zenginleşmesi için başkalarının daha aza sahip olması gerekir. Bu yol zenginleşenler için uygun görünebilir ama adil değildir.”  ROWLS

  Toplumu kuşatan, baskı altına alan, bu konuda cinayet işleyen faşizme karşı köklü bir mücadele yürütülmeksizin ve geniş kitleler arasında bu amaçla bir biinç ve eylem birliği oluşturmaksızın ne bu cinayetlerin ne de kazanımlarımızı kaybetmenin önlemenin yolu vardır. Türkiye’de demokrasi mücadelesi 20. ve 21. yüzyılda da diğerlerinde de asıl anlamıyla sınıf mücadelesidir. Siyasal mücadele tarihi asıl itibari ile sınıflar mücadelesi tarihidir. Mahir Çayan sınıf mücadelesinin önemine dikkat çekerken herhangi bir tereddüte yer vermeksizin sınıf mücadelesinin yürütülmesini söylemiştir. Tereddüte yer vermek, sınıf mücadelesinin gerekliliklerini ertlemek, burjuvazinin saflarında yer almakla eş anlamlıdır diye yazar. Faşizmi tarif ederken de, faşizm emperyalizm çağının bir olgusudur der. Sömürünün devamlılığı için her türlü cinayeti işler. Biz bunu bugün somut olarak Deniz Poyraz cinayetinde gördük ve yaşadık.
   Faşizmi tahlil ederken hiçbir zaman kapitalist emperyalist sistemden soyutlayarak ele almak kandırmacadır. Zam, zulüm, işkence ve demogoji faşizmin kullandığı yöntemdir. Hitler halkın anlayışı hiçbir zaman kamoyuna yutturulanın öteside olmamıştır der. Yani halka gerçekleri anlatmak yerine kendi gerçeklerini halka yutturmayı temel yöntem olarak belirlemiştir. Demogojik yöntemlerle toplumu kontrol altına almaya çalışan faşizm bu yöntemlere ikna olmayanları katlederek korku salar. Deniz Poyraz olayında gördüğümüz gibi. Faşizmin uygulamasının merkezinde tekelci burjuvazinin ekonomik çıkarları yatar. Bu çıkarlar daha fazla sömürü, kar ve kontrol. Bunun için de işkenceye ve cezaevlerine ihtiyaçları vardır. Erdoğan’ın daha fazla cezaevi yapma müjdesi bu iddianın kanıtlarından biridir. Vatan, millet, sakarya gibi demogojilerle toplum oyalanırken, tekelci burjuvazinin karları kat ve kat artmaktadır. Zaten tekelci ve işbirlikçi burjuvazinin özgürlük anlayışı da sermayenin özgürlüğü olarak anlaşılır. Doğa, toplum daha fazla kar için feda edilebilir. Bunu Rize’de, Artvin’de, Kazdağları’nda, Marmara Denizi’nde yaşayarak görmekteyiz.

   Sermayenin özgürlüğü kapitalistler için ne kadar önemli ise emekçilerin kendilerine bağımlılığını da o kadar önemserler. Emekçi sınıflar daha az bağımlı hale gelmek ve sömürüyü kaldırmak için sendikalarda örgütlenirler. Ancak emekçi sınıflar örgütlendikleri sayesinde nefes alabilirler. Bugün Türkiye’ye baktığımızda böyle bir tablodan çok uzakta olduğumuzu görmekteyiz. Adı işçi sendikası olmasına rağmen fiilen sermayenin yanında olan sarı sendikalar işçi sınıfının mücadelesini sermayeye peşkeş çekerler. Sendika ağları yaşam düzeyleri olarak asla hiçbir işçinin yaşam düzeyi ile bağdaşmaz. İşte bu olay sendikacılığı bir meslek haline getirmiştir. Sendikacılık, bir meslek olarak algılandığında işçilerin sırtında sülük gibi yaşamını sürdürür. Bunun karşılığında işçiler için hayat her gün biraz daha çekilmez bir noktaya gelmiş olmasında rağmen ya bir basın açıklaması ile ya da kendilerini bu noktaya getiren hükümet temsilcilerinden ricalarda bulunarak güya işçiler adına bir şey yapmış olduklarını varsayarlar. Soru şu; siz kimin temsilcisisiniz? Kimden yanasınız? Bunu sorgulamaya kalktığınızda ya işinizden olursunuz ya da işveren tarafından sarı sendikacıların ihbarı sonucu cezalandırılırsınız. Oysa Sokrates sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez der. Kendinizi hiç sorgulamıyorsanız, bütün işçiler arasında sendikalı işçiler marjinal bir hale gelmişse, işverenin baskılarının olduğu kuşkusuz doğrudur ama sizin de mücadele etmeme gibi, sendikacılığı geçinme kapısı olarak görme gibi anlayışınız da sebep olmuştur. Ücretlerin bu kadar düşük, asgari ücretin ortalama ücret haline geldiği, emekçilerin karınlarını bile doyuramadığı bu sistemde ben merak ediyorum kendilerine komünist, sosyalist, sol parti olduklarını ilan edenler kendi kafeslerinden ne zaman çıkacak? Eğer bugün ortaya çıkıp faşizme karşı güçlü bir direniş gösteremiyorsanız biliniz ki İzmir’de öldürülen Deniz Poyraz’lar son olmayacak. Tek adam her koşulda tehditlerine devam edecek. Bunu önlemenin tek yolu güçlü bir eylem birliğidir.

   Hepimiz gördük Kılıçdaroğlu’nu linç etmeye kalktılar. Linç girişiminin örgütlü bir eylem olduğu, bu olaydan önce AKP yetkililerinin linççilerle ortak resimlerinin bulunduğunu biliyoruz. Daha sonra Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun cenazede ne işi var diye sorarak linç edenleri aklamaya çalışmıştır. Rize’de Akşener’e yapılan saldırıyı kınamayı bırakın oh olsun anlamında “daha bu ne ki” diyerek olabilecekleri açıkça söylemiştir. HDP’ye göz altı ve baskınlar yetmemiş olacak ki şimdi de AYM’yi kullanarak mal varlıklarına çökmek istiyorlar. (Çökmek mafyaya özgü bir eylemdir.) Yani kısaca faşizmin hedefinde hepimiz varız. Faşizm saldırıları bilinçli bir şekilde yürütülürken muhalefet partileri hala civciv mi çıkacak kuş mu çıkacak diye beklemektedirler. Sandık gününü beklemektedirler. Seçimin olup olmayacağı konusunda kocaman bir belirsizlik varken sandık bekleme ile kendini oyalayan muhalefet son tahlilde faşizme hizmet etmektedir. Böyle bir kayıtsızlık faşizme hizmetin dışında hiçbir işe yaramamaktadır. Hepimiz biliyoruz ki kayıtsızlık maskesinin ardında dipsiz bir bedbahtlık ve çaresizlik duyguları vardır. Bu halk çaresiz değildir.
   Toplantı yasaklarına saldırarak, gösteri yasakları getirerek, hak arayanlara saldırarak AKP+MHP+mafya ittifakı ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Muhalefet bütünlüklü bir politika ile sahneye çıkmalıdır. İzmir’de ölen Deniz kızımızı hak arama mücadelesinde göz altına alınan arkadaşlarımızı, haksız yere cezaevinde esir alınan insanlarımızı savunmak durumundayız. Bu savunma ise ancak güç birliği ile oluşur. Biliyorum hırs iyi bir şey değildir. Bizler hırslanmadan, korkuya kapılmadan kime eziyet edildiğini ayırt etmeksizin, her haksızlığa uğrayanları sahiplenmek zorundayız. Yoksa ne baskıdan ne yoksulluktan kurtulmak mümkün değildir. Söz yetki karar halka!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir