“DİRENEREK KAZANDIĞIMIZ HAKLARIMIZDAN, ADALETTEN VE EŞİTLİK MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ!”

“DİRENEREK KAZANDIĞIMIZ HAKLARIMIZDAN,
ADALETTEN VE EŞİTLİK MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ!”
Saldırıların ve otoriter baskının arttığı bir politik gerçeklikte yaşıyoruz. 2002 yılından bu yana
sistemli olarak değiştirilmeye çalışılan toplumsal yapı bugün yaşanan şiddet olaylarının da
temellerini oluşturmaktadır. Cinsel Sağlık derslerinin kaldırılması, 4+4+4 ile kız çocuklarının
eğitimden koparılması, dönem dönem kadın-erkek karma eğitimin tartıştırılmaya çalışılması,
pembe otobüsler/taksiler, İstanbul Sözleşmesinin feshi… Kadını toplumdan ayrıştırmaya
yönelik gerçekleştirilen küçük büyük atılan her adımın ve yürütülen her tartışmanın etkisi
yarına birikerek yansımaktadır. Artan muhafazakâr söylemler ve hedef göstermeler ile kişinin
giyiminden, kahkahasına, cinsel kimliğine dair baskı, saldırı ve yorumlar giderek artmaktadır.
Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artması yürütülen politikalardan ve
artan toplumsal baskılardan bağımsız değerlendirilemez. Hukuksuz olarak feshedilen
İstanbul Sözleşmesi ve sözleşmenin uygulanmaması için yapılan dayatmalar bunun en net
örneğini teşkil etmektedir.
“Türk Aile Yapısı”nı olumsuz etkilediği ve bozduğu gibi söylemleri kullanarak, bu söylemle
muhafazakâr kesimi yanına almayı hedefleyen ve İstanbul Sözleşmesini kaldıran iktidarın
Ensar Vakfında 45 çocuğun istismar edildiği olay karşısında “Bir kereden bir şey olmaz.”
diyerek Ensar Vakfı’nı akladığı, aynı iktidarın verdiği fetvaları ve televizyonlardaki
söylemleri ile muhafazakar bir toplum oluşturmaya çalışan cemaatlerin ortağı olduğu da
unutulmamalıdır.
Türkiye’de Pandemi öncesinde de “Kadına Yönelik Şiddet ve Kadın Cinayetleri”, devletin
suçluyu koruyan ve mağduru suçlayan politikaları, kadını toplum hayatından soyutlamaya
yönelik hareketleri ve bu kapsamda yürütülen tartışmalar ile yükselen bir ivme
sergilemekteydi. Pandemi koşullarında yaşanan yeni düzen ile birlikte ev içi şiddet diye
nitelendirdiğimiz şiddet biçimi de ciddi şekilde artış gösterdi. Bu artışa karşın pandemi sebebi
ile polis merkezlerine başvurularda ciddi sıkıntılar yaşanmasa da dava ve koruma kararı
çıkarılması süreçlerinde ciddi aksamalar yaşanmıştır. Bu da kadınların faillere karşı
savunmasız kalmasına sebep olmuştur.
Şiddet, temelinde insana bedensel ve ruhsal olarak zarar veren her şeydir ve şiddet farklı
çeşitleri ile karşımıza çıkmakta, her gün biçim değiştirmektedir. En temelden bildiğimiz
fiziksel ve psikolojik şiddetin yanında cinsel, ekonomik ve dijital şiddet, flört şiddeti en sonda
da ısrarlı takip olarak pek çok şiddet biçimi mevcuttur. Şiddet karşısında kurumsal başvuruda
bulunan kadınlar “Kocandır, gel vazgeç şikâyetinden.” gibi söylemler ile “aile yapısını”
korumak adına geri çevrilmektedir. Kadınlar şikâyet dilekçeleri, koruma talepleri işleme
alınmadığı için her gün şiddet ve ölüm korkusu ile baş başa bırakılmaktadır. Dava
süreçlerinde zanlı aklayıcı söylemler ile indirimler uygulanmakta, kadınlar hedef tahtası
olarak gösterilmeye devam etmektedir.
Aralık 2014’te Hacettepe Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada şiddete
maruz kalan kadınlar arasında, kurumsal başvuruda bulunanların oranının sadece yüzde
11 olduğu belirlenmiştir. Kadınları kurumsal başvuruya yönelten en önemli etken şiddetin
tahammül edilemeyecek bir noktaya gelmesidir (yüzde 69).
Meydanlarda “Kadın mıdır, kız mıdır belli değil.” diyenler, kravat taktığı için faillere iyi hal
indirimi uygulayanlar, “O saatte orada ne işi varmış?” diyerek mağdurun değil suçlunun
yanında olduklarını defalarca göstermişlerdir. Faillerin isimleri değişse de güç aldıkları ve
onları koruyan zihniyet ve bu zihniyetin temsilcileri bellidir.
Yaşanan şiddet ve cinayetlere karşı Adliyelerin ya da karakolların istatistiki veriler tutmaması
da devlet nezdinde bu olaya karşı kayıtsız kalındığının başka bir örneğidir. Tutulmayan bu
sayılar Sivil Toplum Kuruluşları tarafından belgelenmeye çalışılmaktadır. Bugün
anıtsayac.org üzerinden alınan veriler Türkiye’de 2020 yılında 410, 2021 yılının Kasım
ayına gelindiğinde ise 11 ayda 353 kadının katledildiğini göstermektedir. TMMOB
Kocaeli İKK Kadın Çalışma Grubu tarafından Kocaeli Kadın Yerel Kurultayı için 11 Kasım
tarihinde kaleme alınan sonuç bildirisi yayınlandığında bu sayı 309’du. Bu 14 günde 44
kadın daha katledildi demektir. Bu sayılar ulaşılamayan veya şüpheli(!) kadın ölümleri
eklendiğinde daha da ciddi boyutlara ulaşmaktadır.
Baskı ve saldırılar gibi onların karşısında birlikte mücadele etmenin, yan yana gelebilmenin
önemi de her geçen gün artmaktadır. Emek-Demokrasi güçleri ve Meslek Odaları olarak
adalet, barış, demokrasi ve eşitlik talepleri için birlikte ses üretmenin, yan yana olmanın
önemini biliyoruz.
Çıkarılan her yargı paketi ile kadınların yıllardır ortak mücadeleleri ile kazandıkları haklara
saldıranlar kadınların bedel ödeyerek kazandıklarından vazgeçmeyeceğini bilmelidir.
Kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin hukuksuz feshi ile başlayan eylemlilik süreçleri ile birlikte
mücadele pratiklerini ve kararlılıklarını bir kez daha ortaya koymuştur.
Kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete karşı bir kişi daha eksilmemek için bir araya
geldiğimiz kalabalıklara her geçen gün yeni kadınların eklendiği bilinci ve gücüyle
mücadeleyi her alanda yükselteceğiz!
Türkiye’nin dört bir yanında “DİRENEREK KAZANDIĞIMIZ HAKLARIMIZDAN,
ADALETTEN VE EŞİTLİK MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ!” diyen
kadınlar olarak bir arada olmaya ve mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz!
KADINA ŞİDDETE HAYIR!
YAŞASIN KADIN MÜCADELESİ!
TMMOB Makina Mühendisleri Odası
Kocaeli Şubesi Kadın Üye Komisyonu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir